Peter Zegers
“[E]ğer
ekoloji sözcüğü bizim görüşümüzü
anlatmak için kullanılacaksa, birinci doğanın ikinci doğaya evrimini açıklaması
için tanrılara ve mistik güçlere başvurmak saçmalıktır. Bir ekoloji sözlüğünde
ne dinin ne de deneyimden kaynaklanan tinsel bir anlayışın yeri yoktur. Ekoloji terimi ya tanımı gereği doğal
olgularla örtüşür ya da mistisizmi yahut açıkça doğaüstücülüğü besleyen
güçsüzleştirilmiş bilinç için şık bir mecaz olur.” [Murray Bookchin, Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya
Çıkışı ve Çözülüşü (Ayrıntı Yayınları, Kasım 1994, Çev: Abdullah Yılmaz,
Sf. 32)]
Ekoloji hareketi hem ilerici hem de gerici
düşünceler için son yıllarda bir savaş alanı haline gelmiştir. Ekoloji hareketi
içerisinde, gerçekten ilerici ve insancıl olandan, tümden insan sevmez ve hatta
eko-faşist olan çeşitli düşüncelerle karşılaşılır. Amerikalı toplumsal
ekolojist Murray Bookchin on yıl kadar önce “Ekoloji ‘kasvetli bir bilime’ mi
dönüşecek?” adlı makalesinde ABD ekoloji hareketi içerisinde
insancıllık-karşıtı eğilimler saptadı: Derin ekoloji, biyo-merkezcilik, Gaiacı
bilinç ve eko-teoloji gibi. Akıldan kuşku duyulması ve ekolojik konulara
yaklaşımda içgüdüsel ve akıldışı olana önem verilmesi bu görüşlerin temelidir.
Bookchin makalesini şu hatırlatmayla bitirir: “Ekolojik bozulmanın arttığı bir
dönemde insanlığın geleceğine ilişkin zor seçimler yapmak zorunda olan yalnız
geniş insan kitleleri değildir. Mistikleştirmenin arttığı bir zamanda kendi
yönünü bulmak için zor seçimler yapmak zorunda kalan aynı zamanda ekoloji
akımının kendisidir.”[1] Bookchin’in makalesini yayımladığı 1991’den
bu yana bu insancıllık-karşıtı eğilimler ne yazık ki daha da belirginleşmiştir.
Buna güzel bir örnek önde gelen Amerikalı derin ekolojist Bill Devall’dır.
George Sessions ile birlikte Bill Devall derin ekolojinin kurucusu Arne Næss’in
düşüncelerini Amerikan toplumuna tanıttı. Devall 2 Ağustos 1998 tarihindeki Gold and Green (Altın ve Yeşil) adlı
konferansta Meksikalı göçmenlere karşı ırkçı bir yorumda bulunur. Ona göre,
göçmenler “Meksikalı haydutların daima yapmış oldukları şeyleri yaptılar: tecavüz, yağma, kundaklama ve cinayet”.
Ayrıca Kaliforniya kızıl çam ormanına tehdit oluşturan Maxxam şirketinin
sahibinin “suçlu bir Yahudi kapitalisti” olduğunu belirtir. Devall’in yandaşı
George Sessions da bu konferansta yer alır, ekoloji hareketi içerisindeki
birçok kişinin sol görüşlere sahip olmasından yakınır ve toplumsal adalet
konularının, yalnızca dikkatleri ekolojik bunalımın gerçek nedeninden uzaklaştırdığını
ileri sürer: o da aşırı nüfustur. Sessions ekolojik dengesizliğin giderilmesi
için 1615-1836 yılları arasında Japonya’yı yöneten otoriter rejimin bir
benzerinin geliştirilmesini önerir[2] Bu
istisnai bir durum mudur yalnızca? Derin ekolojinin dayandığı varsayımlar
nedeniyle bundan fazlasıyla kuşkuluyum.
Derin
ekoloji belirsiz ve şekilsiz bir kavramdır.İçerisinde gerici ve görünüşte
ilerici olan düşüncelerin her türlü karışımı bulunabilir. Derin ekolojistler
çok farklı düşünürlerin derin ekolojinin öncüleri olduğunu ileri sürerler.
Örneğin Heidegger ile Spinoza [derin ekolojide] yan yana bulunabilir. Nasıl bir
bağın böylesi farklı düşünürleri aynı kategoriye yerleştirdiğini açıklama
çabası da yoktur. Bu tutarsızlığı yorumlayan Arne Næss şunları yazar: “Neden Gleichschaltung [bir araya getirme]?
Neden monolitik ideolojiler? Bunlardan hem Avrupa hem de dünya tarihinde
yeterince var.”[3]
[Böylesi] bir tutarlılık talebinin bir Nazi operasyonuna denk tutulması onun
faşizm anlayışının ne kadar kısıtlı olduğunu yeterince açıklar ve ortaya koyar.
Næss aynı makaleyi şöyle sürdürür: “Görüşüme göre, eğer dünya üzerine tek bir
felsefe ya da tek bir din yerleşmiş olsaydı bu insanlık için kültürel bir
felaket olurdu. Eğer geleceğin Yeşil toplumları derin kültürel farklılıkların
önünü tıkayacak kadar benzer olsaydı bu bir felaket olurdu.”[4]
Bu da mı insan haklarına ve demokrasiye uygun düşer? Başka bir söyleşisinde
şöyle der: “İster biyo-çeşitlilik, ister kültürel çeşitlilik isterse ekonomik
çeşitlilik olsun yaşamımızın her bir yönünde varolan çeşitlilik bir norm
oluşturmalıdır. Ayrıca düşüncelerin çeşitliliği de çok önemlidir. Eğer tek bir
doğru düşünce, tek bir mutlak gerçek ve sürdürülebilirliğin tek bir doğru yolu
olduğunu düşünseydik o zaman kendimizi bir tür eko-faşizm yaratmış
bulabilirdik. Kendimizi gerçekleştirebilmemiz ancak çok türlülük, çoğulluk,
çeşitlilik ve bütünün bir parçası olma vasıtasıyla olur. Kendini
gerçekleştirmenin tek tartışmasız tanımı yoktur. Herkes bu sözcükte kendi
anlamını bulacaktır. Derin bir sorgulama aracılıyla derin ekolojiye ulaşırız,
derin ekoloji aracılığıyla da kendimizi gerçekleştirmeye ulaşırız, ancak tüm
bunların hiçbir anlamı yoktur. Bundan geriye bir tür kuram kalır: Biz ancak
uygulama sayesinde kendimizi gerçekleştiririz. Tıpkı her birimizin kendi
bedenine sahip olması gibi, hepimiz kendi ‘gerçekleştirmemize’ sahibiz.”[5]
Næss, Fransa ve İtalya’da aşırı sağ yayıncılar tarafından yayımlanmayı belki de
bu kısıtlı eko-faşizm anlayışı nedeniyle yadırgamıyordur. Gerçekten de onun
düşünceleri Alain de Benoist ve Nouvelle
Droite’deki kişiler tarafından savunulan ‘etnik çoğulculuğa’ yakın
benzerlikler taşımaktadır. Derin ekolojiye çok yakın olan Amerikalı yazar
Kirkpatrick Sale, demokrasi ve insan haklarına saygı duyulmasının gereksiz
olduğundan çok emin, bunun yerine demokrasi ve insan haklarının reddine saygı
duyması gereken bizleriz! Kirkpatrick Sale’in yazdığına göre: “[Biyo-bölgesel
çeşitlilik]; bir biyo-bölge içindeki her topluluğun, bir eko-bölge içindeki her
alt-bölgenin ve bir kıtadaki her eko-bölgenin aynı yönde kendini inşa edeceği
ya da aynı politik biçimlerde evrileceği anlamına gelmez. En önemlisi de bunun
biyo-bölgelerin liberal Amerikan geleneğinin getirdiği demokrasi, eşitlik,
serbestlik, özgürlük, adalet ve benzeri değerleri dikkate alacağı anlamına
gelmemesidir. Gerçek özerk biyo-bölgeler kendi politik sistemlerini, kendi
çevresel yerleşimlerine ve kendi
ekolojik gereksinimlerine göre yaratmakla kaçınılmaz biçimde
birbirlerinden ayrılırlar ve bu [ayrılma] birbirinin tamamlayıcısı olmak
durumunda da değildir… Değişik kültürlerin, biyo-bölgesel amaçları en iyi
şekilde gerçekleştirecek politik biçimlerin ne olabileceğine ilişkin oldukça
farklı görüşlere sahip olmaları ve (özellikle bu sistemi küresel boyutta
düşündüğümüzde) bu biçimlerin Batı Aydınlanması’ndan esinlenen ideal ile
oldukça uyuşmazlık içinde olabilecekleri öngörülebilmelidir. Ve kişi her ne
kadar bu düşünceyi nahoş bulsa da, bu farklılık öngörülmek ve –eğer çeşitlilik
arzulanıyorsa– saygı duyulmak zorundadır.”[6]
Derin
ekoloji, saptırılmış farklılık anlayışı ile, yalnız demokrasi ve insan
haklarının evrensel kavramlarına karşıt değildir. Næss’in düşünceleri aynı
zamanda mistikliğe yaklaşır ve New Age yazarı Charlene Spretnak’ın ussal düşünüşün
yerine “duygusal birliktelik ve sevgiyi” talep eden görüşünü onaylayarak alıntı
yaptığından beri kendisi de şahsen bunun farkına varmış görünüyor.[7]
Bu yüzdendir ki, Frijitof Capra ve Charlene Spretnak’ın derin ekoloji unvanını
benimsemeleri çok şaşırtıcı değildir. Spretnak gibi Frijitof Capra da akıldışı
düşüncelerini açıklamakta çok açık sözlüdür: “Derin ekolojik bilinç, eninde
sonunda, tinsel ya da dinsel bilinçtir.”[8]
Charlene Spretnak insancıllığın ekoloji politikasının baş düşmanı olduğunu bildirmektedir.
1984’de E.F. Schumacher Topluluğu’nun yıllık toplantısındaki bir konuşmasında
şunları söyler: “Yeşil politika insancıllığın insanmerkezci yönelimini
reddeder. Bu felsefe karşılaştığımız birçok soruna insan yaşamını başarılı
kılacak biçimde insan mantığının kullanılması ve doğal dünya ile kadın erkek
etkileşimlerinin yeniden düzenlemesi yoluyla insanların karşılaşmaya ve çözmeye
muktedir olduğunu, ileri sürer.”[9]
Spretnak ve Capra Alman yeşillerine ilişkin yazdıkları bir kitapta, Yeşil
hareket içindeki solcu eğilimlere karşı olduklarını, derin ekoloji her ne kadar
“çoğulcu” olsa da, kuşkuya yer bırakmadan belirtirler.[10]
Ne yazık ki, ekoloji hareketindeki sağcı eğilimler için bu tür bir sınırlama
yoktur. Bu sınırlamanın olmayışı Sağ’ı oldukça memnun etmiş görünüyor ve
gerçekten de Sağ ideoloji ile yapısal benzerlikler göstermesi nedeniyle derin
ekoloji ile Sağ’ı ayırmak çok zordur. Capra ve Spretnak Alman tarihinin
farkında görünmelerine rağmen bugün ile bağlantısını görmekte sorun yaşıyorlar.
Eko-faşist terimi daha uygun olmasına rağmen onlar Herbert Gruhl’u
“muhafazakar” bir politikacı olarak tanımlarlar. Gruhl, Die Grünen [Alman Yeşil Partisi] kurucularındandı, ancak 1982’de Ökologish Demokratische Partie (Ekolojik
Demokrat Parti’yi) kurmak üzere partiden ayrıldı (Capra ve Spretnak bu işe
üzülmüş görünüyorlardı ve bunun için “Marksistleri” suçladılar). 1989’da bu
parti, Gruhl’un istemi dışında, kendini aşırı sağ parti Die Republikaner [Cumhuriyetçi Parti] ile mesafeli olmaya karar
verdiğinde, oradan ayrıldı ve
Unabhaengige Ökologen Deutschlands [Almanya Bağımsız Ekolojistleri’ni]
kurdu. [Gruhl] yabancılara karşı nefret ve korku yayma amaçlarıyla ekolojik
konuşmalar yapan ilk kişiydi.[11]
Capra ve Spretnak bir çok Alman’ın Nazilerin Blut und Boden (Kan ve Toprak) kuramlarına çok benzer olan bu
düşüncelere o kadar kuşkulu oluşlarının nedenini de anlayabilmiş görünmüyorlar.
Bu benzerlik ve [geçmişin] devamı oluşu çözümlemek yerine, görmezlikten gelmeyi
seçtiler ve bunun sonucu olarak yalnızca birkaç yıl içinde bir tür tinsel
faşizmde son bulacak olan Rudolf Bahro’nun görüşlerini sorgusuz benimsediler.[12]
Derin
ekoloji tam bir yamalı düşünceler bohçası olmasına rağmen yine de belirleyici
özelliklere sahiptir. Bu özellikler gerici etkileri nedeniyle oldukça rahatsız
edicidir. Derin ekolojinin dayanağı, tümden temelsiz olarak, ekolojik bunalımın
“aşırı nüfustan” kaynaklandığı iddiasıdır. Derin ekolojiye ilişkin koca
literatürde bunun neden doğru olacağını açıklayan tek bir satır bile yoktur. Bu
derin ekolojinin yandaşları için tümden bir inanç meselesidir dolayısıyla bu
görüşün eleştirisi bu yönde bir düşünce değişimi ile sonuçlanmamıştır.[13]
Derin ekolojinin bazı destekçileri AIDS ve açlıktan ölümlerin doğanın
insanlardan intikamı olduğunu ve buna karışmamamız gerektiğini alenen
açıkladılar. Buna güzel bir örnek Dave Foreman’dır. Earth First! [Önce Dünya] çevresel eylem grubunun eylemcilerinden
biri olan Dave Foreman bir söyleşide Bill Devall’a şöyle demiştir: “Ben
Etiyopya’da yapabileceğimiz en kötü şeyin yardım etmek, en iyi şeyin ise
yalnızca doğanın kendi dengesini bulmasına izin vermek, oradaki insanları
açlığa terk etmek gerektiğini söylediğimde, bunun canavarca olduğunu
düşünüyorlar. Buna alternatif ise müdahil olmak ve hiçbir zaman tam bir ömür
yaşamayacak olan bu yarı ölü çocukları kurtarmaktır. Onların gelişmesi
durdurulmuş olacaktır. Ve on yıl içinde olacak şey şudur; iki katı insan acı
çekecek ve ölecektir. Tıpkı, Latin Amerika’daki sorunlar için ABD’nin emniyet
sübabı olmasına izin verilmesinin hiçbir şeyi çözmemesi gibi. Bu yalnız bizim
ABD’de sahip olduğumuz kaynaklar üzerine daha çok yük getirir. Bu bizim el
değmemiş doğamızın daha çok yıkımına, suların ve havanın daha çok
zehirlenmesine yol açarken Latin Amerika’daki sorunları hafifletmez.”[14]
Amerika’daki derin ekoloji savunucularının önde gelen isimlerinden biri olan
Devall tarafından bu zırdeliliğe karşı tek bir itiraz bile dile
getirilmemiştir. Niçin Foreman’ı düzeltmek için bir rahatsızlık duymadığını
Bill Devall’ın yukarıda alıntılanan Altın
ve Yeşil adlı konferanstaki açıklamalarından anlayabiliyoruz. Derin ekoloji
çevresel bunalımların toplumsal
nedenleri kuramından yoksundur ve düşünebildikleri yegane çözüm nüfusun
düşürülmesidir. Bunun nasıl başarılacağı açıklanmamıştır, ancak bazı
destekçiler acımasız hatta eko-faşist önlemleri dışlamamaktadır.
‘Biyo-merkezciliğin’
tüm canlı varlıkların eşit ‘özsel değerlere’ sahip olduğu
insancıllık-karşıtı
düşüncesi, derin ekolojinin bir diğer rahatsız edici özelliğidir.
‘Biyo-merkezcilik’
kendi eşdeğerini insanlığın esenlik ve gönencinin en önemli öncelik olması
gerektiğini savunan ‘insan-merkezcilik’te bulur. David Ehrenfeldt bu
‘biyo-merkezci’ beyhudelikle 1981’de İnsancıllığın
Kibiri adlı kitapta çiçek virüsünün varolma hakkı üzerine yazmıştır. O
zamandan beri, tonlarca sayfa dolusu ‘özsel değer’, ‘biyo-merkezci demokrasi’
ve ‘biyo-merkezcilik’ ve onun muhtemel etkileri üzerine makaleler yazılmıştır.
Dahası derin ekoloji hızla gelişen bir akademik endüstri haline gelmiştir.
‘Ekolojik bir etik’ adına ne kadar
insanın acı çekmesinin ve ölmesinin kabul edilebilir olduğu tartışmalarının önü
açılmış görünüyor. Ancak, tekrar edersek, çevresel sorunların toplumsal köklerine ilişkin küçücük bir
fikir dahi yoktur. Bu görüşe göre, toplumdaki konumlarına bakılmaksızın tüm
insanlar çevresel yıkımdan eşit oranda sorumlu tutulur. İnsanlığın ‘ilk günahı’
‘insan-merkezcilikti’(dinsel
sözler bu düşünüş biçimine çok uygundur). Derin ekolojistler çok durağan bir
doğa ve ‘el değmemişlik’ görüşüne sahiptir. ‘El değmemişliğin’ o kadar önemli
olduğunu iddia ederler ki, hiçbir zaman bu kavramın anlamını fazlaca
açıklamazlar. Gerçekte dünya üzerinde ‘el değmemiş’ bir yer kalmamasına rağmen
onlar için ‘doğa’ yalnızca insan
müdahalesinin değmediği manzarasal görünümdür. Bununla birlikte, bazı derin
ekolojistler insanları, en azından ‘geleneksel’ (Foreman’a göre İ.Ö. 1500
önceki) yaşam biçimlerini sürdürmeyen insanları, bazı bölgelerden uzak tutmak
isterler.[15]
‘Yaban [el değmemiş]’ doğa için duydukları hürmet bilim ve teknolojinin hor görülmesiyle
el ele gider. Bunlar [bilim ve teknoloji] doğanın kutsal statüsünden
arındırılmasından ve bunun sonucu olarak doğanın yıkımından sorumludur. Bill
Deval her zamanki anlaşılmaz tarzı ile bunu şöyle belirtir: “Doğal kaynaklar
bilimi ve yönetimi öğrencileri, Nazi ölüm kamplarındaki muhafızlara çok
benzerler.”[16]
Bir başka metinde aynı karşılaştırmayı yapar: “Nazi işgalindeki Avrupa’da
Yahudileri ve eşcinselleri kurtaranlar ile 20.yy sonlarındaki stratejik sabotaj
(Earth First! eylemci çevre grubunun bir taktiği, Peter
Zegers) arasında bir benzerlik görüyorum”[17]
Næss gibi Devall’in de Yahudi soykırımını önemsiz gösteren, ilgisiz
benzerlikler kullanmada hiçbir ikirciği yoktur.
Derin
ekolojinin temel inançlarının gerici etkilerinden de daha rahatsız edici olan
ekolojik kavramların aşırı Sağcı kişi ve gruplar tarafından kullanılmasıdır. Ekoloji hareketi içindeki
birçok kişi kendilerini ‘Sol ve Sağ ötesi’ düşünmektedirler, ancak bu konum
onları ne yazık ki aşırı Sağ’dan gelen sokulmalara karşı
savunmasızlaştırmaktadır. Bu (özellikle Avrupa’da) retoriklerini yenilemeye
çalışan aşırı Sağ’dır. Herşeyi ortaya koyan bu slogan [Sol ve Sağ ötesi olma]
Alman sağcı ekolojist Herbert Gruhl tarafından Die Grünen için bulundu. Aşırı Sağ, ekolojik tema ve kavramları
benimseyerek ve propagandasına dahil ederek günümüz genel toplum kabulünü
kazanma arayışındadır. Örneğin, Fransa’da Nouvelle
Droite (Yeni Sağ) derin ekolojiye oldukça fazla ilgi gösteregeldi. Aşırı
sağcı çevreler için Nouvelle Droite
sağın ideolojisini yenilemeye çalışan bir yönelimin adıdır. Bu alandaki ana
örgüt 1968’de kurulan Groupement de Recherche et
d'Études pour la Civilisation Européenne(GRECE)’dir. [Örgütün] önde gelen ideologu Alain de
Benoist düşüncelerini sürekli değiştirmesine karşın, nasılsa hep Aydınlanma
kaynaklı eşitlikçi düşüncelere karşıt olmaktadır.[18]
GRECE’nin geçmişine ilişkin herhangi bir ayrıntı bu makalenin kapsamını aşar.[19]
De Benoist ve destekçilerinin ekoloji ile 1993 civarında ilgilenmeye
başladıklarını söylemek şimdilik yeterlidir. Mark Wegierski European New Right (ENR) [Avrupa Yeni
Sağı]’na ilişkin bir makalede şunları yazar: “Bazı ENR üyeleri bir dönem
teknokrasiyi savunmuş olmalarına karşın, bugün ekolojiye dünyadaki en umut verici yönelimlerden biri olarak sarılmışlardır.
1993 yılında GRECE’nin düzenlediği kolokyum [geniş katılımlı akademik seminer]
ekolojiye atfedilir.”[20]
90’ların başında GRECE çevrelerinde yeni bir ekolojik örgüt kurulur.
Konferanslar ile dersler veren ve Le recours aux forêts adlı
dergiyi yayınlayan bu örgütün adı Nouvelle
Ecologie [Yeni Ekoloji]’dir. Nouvelle
Ecologie kendini, uluslararası derin ekolojinin Fransa’daki şubesi olarak
görür ve ekoloji hareketini sağa yönlendirmek için etkilemeye çalışır.
Aşırı
Sağ, ekolojik temaları toplayarak kendine katarken, öte yandan bazı tanınmış
ekolojistler de yavaş yavaş gerici konumlara gelmekte ve aşırı Sağ ile birlikte
çok yakın çalışmaktan yüksünmemektedir. Buna güzel bir örnek Britanyalı
ekolojist Edward Goldsmith’tir. Goldsmith uluslararası ekoloji hareketinde
onlarca yıldır tanınmış bir kişidir. 1970 yılında hareketin öncü seslerinden
biri olan The Ecologist adlı dergiyi
kurar. 1972 yılında en çok satanlar listesine giren A Blueprint for Survival [Hayatta
Kalma Planı] adlı kitabın
yazarlarından biridir. Daha o kitapta tutucu görüşler sergilenir: “Eğer
hiyerarşi olmazsa, sürekli bir didişme ve kavga olur. Ayrıca toplumun
varolabilmesi için gerekli olan niteliklerin sürekliliğini garantileyen bir
mekanizma da olamayacaktır.”[21]
Blueprint’teki genel saplantı
‘istikrar’ ve ‘düzen’dir. Blueprint’in
yazarlarına göre çevresel bunalımlara yol açan etkenler ekonomik ve demografik
büyümede aranılmak zorundadır. Kendileriyle benzer düşünceleri paylaşan kişiler
olarak gördükleri, Roma’nın muhafazakar klubünün Limits to Growth [Büyümenin
Sınırları] raporunun yazarları gibi çevresel bunalıma ilişkin görüşleri
oldukça sınırlıdır. 1991 yılında ‘alternatif Nobel ödülü’ Right Livelihood Award’u aldı. Bu günlerde çokça WTO, MAI, nükleer
enerji ve genetik değişime uğratılan canlılara karşı uluslararası etkinliklere
katılmaktadır. Goldsmith toplumsal açıdan özellikle kadın ve ailenin rolü
üzerine olan tarih öncesi muhafazakar görüşleriyle de yıllardır tanınmaktaydı.
Bir söyleşide şunları söyler: “Bence, kadınlar toplumsal tutarlılık açısından
da çevrenin korunması açısından olduğu gibi çok önemli rollere sahiptir.
Onlarda tipik erkek şovenizmi ve rekabetçiliği yoktur. Sonunda erkek
şovenizmini kadın şovenizmine dönüştürmekle sonuçlanan Amerikan tipi feminizmle
çatışma halinde olan, Vandan Shiva’nın (bu arada kendisini çok iyi tanırım)
savunduğu tür feminizmden yanayım. Bilirsiniz, kadın ve erkek arasındaki fark
kabul edilmek zorundadır, aynen etnik topluluk ve kültürler arasında olduğu
gibi. Shiva kadar benim için de; küresel ekonominin tahrip ettiği kültürel,
etnik ve biyolojik çeşitlilikler çok önemlidir.”[22]
The Way: An Ecological World-View [Çözüm:Ekolojik Bir Dünya Görüşü]’nde
(1992 ilk bası, 1998’de gözden geçirilmiş ve genişletilmiş bası) Goldsmith
dünya görüşünü formülleştirmeye çalışır. Frijitof Capra gibi o da görüşlerini
mekanistik sistemler kuramı ile Doğu mistizminin imkansız karışımına
dayandırmaktadır. Goldsmith’in düşüncelerinin çoğu dine ve dinin sözüm ona
toplumsal düzeni belirleyici rolüne odaklıdır. Batılı toplumların geleneksel
‘Yol’ (ya da Tao) yerine teknoloji, bilim ve gelişmeye sarıldıkları zaman
yanıldıklarını iddia eder. Ayrıca tek tanrılı dinleri de doğanın kutsal
statüsünü yitirmesinden sorumlu tutarlar. Goldsmith Kozmos ve doğal dünyanın
yasalarınca yönetilen ve onlarla aynı düzen içinde bulunma anlamına gelen ‘Gaia’nın rehber kurallarına
uyumlu olarak toplumun yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyor. Din toplumda
yerleşmesi gereken doğa kurallarının geçerli olmasını sağlayan araçtır.
Goldsmith kendini şu şekilde ifade eder: “Bu kitapta ortaya konan savunu şudur.
Biz, diğer şeylerin yanında, ancak sorunlarımızı yeni bir dünya görüşünün
ışığında yeniden yorumlamaya başladığımızda belki daha iyisini yapabiliriz. Bu
dünya görüşü ise, çağdaş insanlar bu gezegende nasıl yaşanacağı artık
bilmediklerinden, olması gerektiği gibi, bunu bilen uzak atalarımız tarafından
korunan yeraltına ait (chthonic)
dünya görüşünden esinlenen ekolojik görüştür.”[23]
Goldsmith, İslam dünyasındaki ve Hindistan’daki kökten dinci hareketlerde
potansiyel görmektedir. Şöyle der: “[i]şaretler var…bu tür hareketler
muhtemelen yöresel yaşam biçimine bir dönüşü vaaz ederler...Şimdiye kadar
Üçüncü Dünya’da yayılagelen, yeni bir hayat ve ruh arayışı içindeki
(revitalist) hareketlerin hatırı sayılır bir oranı ‘yerelci’ olmuştur. Bu da
göstermektedir ki, mücadele ettikleri sorunları, doğru bir şekilde, koloni
efendilerinin kendilerine dayattığı yaşam biçimine bağlı olarak görürler ve
atalarının yaşam biçimine dönüşü vaaz ederler…Bu tür hareketlerin toplumu
dönüştürebilecek yeterli güçlere sahip olan, eski geleneklere geri dönüşü
arzulayan (revivalist) mezheplere gelişip gelişemeyeceğini bekleyerek görmeyi
göze alamayız. Bunun yerine, ortaya çıkmalarına uygun koşulları yaratarak
onların gelişmesine yardımcı olmalıyız. Ekolojik dünya görüşünün çoğunlukla
yöresel topluluklara dayalı olan toplumların görüşü olduğunu hatırda tutalım.”[24]
İlginçtir, The Way: An Ecological
World-View kitabında ortaya konan görevi yerine getirecek bir harekete
gelişeceğini umduğu derin ekoloji hakkında birkaç kez lehte konuşur. Goldsmith
derin ekolojinin kurucusu Arne Næss’a teşekkür eder: “The Ecologist ‘de bu kitabın bir özetini okuyup, beni tamamlamam
ve yayımlatmam için yüreklendirdi”.[25]
İnsanların doğanın yasalarına ya da Gaia’ya boyun eğmesi gerektiği görüşü derin
ekolojide bulunabilir, ayrıca New Age ve Nouvelle
Droite’de de bulunabilir.
Goldsmith’in
görüşleri ırkçılık için potansiyel bir mazerettir. Goldsmith’in eski mesai
arkadaşı Nicholas Hilyard onun görüşlerinin bir eleştirisini yazdı ve ‘etnik
gruplar’ olarak adlandırılanların birbirinden ayrılmasından yana olduğunu
inandırıcı biçimde gösterdi.[26]
Goldsmith The Ecologist için yazılmış
olan bir makalede şunları der: “Kuzey İrlanda’da Katolikler ve Protestanlar farklı
kökenden gelen, farklı yaşam biçimleri ve gelenekleri ile farklı güdüleri ve
yetenekleri olan iki farklı etnik grup oluştururlar. Birbirleriyle kültürel
olarak çok yakın etkileşime (symbiosis) sahip oldukları sürece, ki bu güne
kadar olagelen budur, aynı coğrafi bölgeye yerleşmiş tek bir toplum oluşturuyor
olabilirler. Bununla birlikte, daha önce onları farklı davranmaktan alıkoyan
kültürel kalıp büyük ölçüde kırılmış olduğundan, Katolikler ekonomik
hiyerarşinin alt basamaklarını doldurmakta artık istekli değiller. Tek kalıcı
çözüm onları bölgesel olarak ayırmaktır. Zamanında korkunç protestolar olmasına
ve kuşkusuz göçe zorlanan insanlarda önemli sıkıntılara yol açmasına rağmen,
Atatürk Yunan ve Türkleri büyük bir başarıyla ayırmıştır. Öyleyse kalıcı bir
toplum kurmak için alınan sıkıntılı önlemleri kabul etmekte isteksiz olmamız mı
gerekir?”[27]
Onun İrlandalı Katolik ve Protestanların iki farklı etnik grup olduğuna ilişkin
acayip görüşüne birkaç kişi katılacaktır. Kitabı The Way’de buna daha genel eklemeler yapar: “Toplumsal evrim
karışık toplumsal grupların gelişimine ve her biri içerisinde yaşadığı özel
çevreye mükemmel uyum sağlayan farklı etnik grupların geniş çeşitliliğine izin
verdi”.[28]
Bu görüş, Nouvelle Droite’in farklı
‘etnik’ grupların bölgesel ayrımından da yana olan etnisite görüşleriyle
mükemmel örtüşür. Bu yüzden Goldsmith 90’lı yıllarda Nouvelle Droite’e çok cazip gelmişti.
Goldsmith’in
yazılarının Nouvelle Droite
çevrelerince tutulması onun Nouvelle
Droite konferanslarına çağrılmasına yol açtı. [Goldsmith] 27 Aralık 1994’te
Nouvelle Droite’in Fransa’daki ana
örgütü GRECE’nin 25. yıl konferansında önemli konuşmacılarından biriydi. Tema
(oldukça anlamlı olarak) “Sağ-Sol: Bir Sistemin Sonu” idi. Ayrıca Ekim 1996’da
kendi dergileri Elements ile bir
söyleşi yaptı. Goldsmith Nouvelle Droite’in
Belçika’daki Flemenk bağlantısının konferansının da davetli bir konuğuydu. 11
Kasım 1997’de GRECE’nin Belçika bağlantısı olan Delta Stichting’in ‘[moral ve kültürel] çöküşte Nasıl hayatta
kalabiliriz?’ konulu üçüncü kolokyumunun konuşmacılarından biri oldu.
Konuşmasının adı: İlerlemeye karşı:
Gereksinim duyduğumuz U dönüşü idi. Konferanstaki bir diğer konuşmacı belli
ki Goldsmith’in aynı platformu paylaşmakta bir sakınca görmediği Alain de
Benoist’ti. Goldsmith yazılarını Nouvelle
Droite’in yayıncılarına verir, Flemenk Tekos
gibi. Bu dergi aşırı Sağ Vlamms Blok (Flemenk
Blok) ile birçok bağlantısı olan Delta
Foundation tarafından yayımlanır. Tekos’un
araştırmacısı Guy de Martelaere, Goldsmith’in yazılarını çevirmeyi
onurlandırıcı bir deneyim sayar: “11 Kasım’daki Antwerp’teki the Tekos
kolokyumu büyük bir başarıydı. Edward Goldsmith’in muhafazakar ekolojik tezleri
çok ilgi çekmiş ve bir bölümü henüz yeşil düşünceyi keşfetmemiş olan Nouvelle Droite dinleyicileri tarafından
kabul görmüştür. Hem Nouvelle Droite’in
uluslararası öncü ideologu Alain de Benoist hem de Belçika’nın süreli yayını Tekos Yayın kurulu başkanı Luc Pauwels,
diğer şeylerin yanı sıra, Goldsmith ve onun düşüncelerinden esinlenmiş ekolojik
bir doğrultuya yönelmişlerdir. Ben Goldsmith’in en yeni ve felsefi bağlamda
anlaşılması en güç makalelerini Tekos için
çevirme
görevini
bizzat aldım.”[29]
Son
yıllarda, Goldsmith Fransa’da Nouvelle
Écologie’nin etkin destekçilerinden biri olmuştur. Alain de Benoist’in
müridi Laurent Ozon bu örgütün yöneticisidir. Laurent Ozon iskana ilişkin
yazdığı bir makalede: “Bugün ekolojistler açısından, her halkın yaratıcı yerel
ifadesini, hatta onların yaşamın çeşitliliğine katılan bir kültürün kurucu bir
parçası olarak yaşama veya varolma olasılıkları için bile koruyuculuk esastır.
Çünkü tarz farklılaştırması ve inşaat standartlarının küreselleşmesinin yol
açtığı bir köklerden koparma süreci doğal topluluklar ile onların
eko-sistemlerine karşı standartlaştırma, para ve nefret güçleri tarafından
açılan savaşta önemli bir silahtır”[30]
demektedir. Goldsmith’in yazdıkları Ozon için önemli bir esin kaynağıdır. Nouvelle Écologie’nin yöneticisi
olmasının yanında Sağ ve Sol arasında NATO’nun Kosova’daki müdahalesine karşı
bir ittifak kurmaya çalışan Collectif Non à la Guerre’deki öncü kişi olması
nedeniyle Ozon, NATO’nun Kosova’daki savaşına karşı da çok etkindi. ‘Ninis’
diye adlandırılan Fransa’daki Yeşil hareket içerisindeki ‘ne Sol ne Sağ’
hizipleşmesinin önde gelen savunucusu Antoine Waechter de Nouvelle Écologie’nin destekçisidir. 29 Mayıs 1989’da Waechter
Fransız devlet televizyonuna şöyle der: “Sınırları yabancılara açmak tehlikeli
bir ütopyadır. Üçüncü Dünya’daki nüfus artışı patlamasını göz önüne alırsak,
milyonlarca kişi zaten aşırı nüfuslu olan Avrupa’da gezinecektir. Kültürel ve
çevresel düzeydeki hasar felaket olacaktır.”[31]
Nasıl olur da Nouvelle Droite böyle
bir ekolojistle ilgilenmez? 1993 Eylül’ünde Alain de Benoist tarafından yayına
hazırlanan Krisis bir söyleşi yapmak
istedi ve yaptı da. Bu söyleşide Waechter şöyle der: “[E]ğer bugün özerk bir
ekolojik hareket varsa, bu kesinlikle iki yüzyıl Fransız politik manzarasını
yapılandıran ve bugün tükenmişliğin açık belirtilerini sunan Sağ-Sol ayrımı
tarafından desteklenenden tümden farklı bir eylem felsefesince oluşturulan
politik ekoloji nedeniyledir.”[32]
Sola karşı aşırı eğilimli olduklarını düşünerek, Waechter Les Verts’ten 1994’de ayrıldı ve Mouvement Écologiste Indépendent (Bağımsız Ekoloji Hareketi)
partisini kurdu. Yeni parti Nouvelle Écologie’nin tam desteğini aldı
ve parti çevresinde olup bitenler Le
recours aux forêts (derginin başlığı aşırı sağcı Alman Ernst Jünger’in bir
makalesine göndermede bulunmaktadır ve bu makale Fransızca’ya çevrilerek
1993’te Krisis’te yayımlanmıştır.)
içinde bol sütuna sahiptir. Waechter
Alsace’da özerkçilerle (otonomistlerle) sayısız seçim ittifakı yapmıştır.
Özerkçi Parti’nin (The Autonomist Party) Alsace’da (Brittany’de olduğu gibi)
uzun bir sağ politika geçmişi vardır. 1998’de Alsace Press’teki söyleşisinde Waechter Les Verts’ten ve onların adayı Daniel Cohn-Bendit’ten
farklılıklarını açıklar. Waechter şöyle der: “Bizim listemiz tamamen
ekolojiktir [isimlerden oluşuyor], oysaki Daniel Cohn-Bendit’in olduğu liste
ekolojik motifler içeren Sol bir listedir. Les
Verts’in listesinin kafası karışmış Solcu seçmenlerin ve Cohn-Bendit’in
ılımlı söylemleri ile çelinebilecek ekolojik duyarlılığa sahip seçmenlerin
oylarını toplamayacağından emin olmak amacındayız.”[33]
Waechter günlük Libération’daki bir
mektubunda 1999’da Paris’teki bir konferansta aşırı sağcılarla birlikte yakın
çalıştığı suçlamasına karşı çıkar. “Beni neyle suçluyorlar? Bir foruma katılmak
ve Robert Hainard hakkında bir konferans vermek. Konferansımda aşırı Sağ
tezlere benzer yakın ya da uzak bir tek düşünce var mıdır? Kesinlikle hayır.
Toplantı başkanı Laurent Ozon’un böyle bir bağ bulunduğunu doğrulayan bir tek
sözü var mıdır? Artık o kadar da değil. Burt Laurent Ozon ikon kırıcı (yaygın
inanç ve alışkanlıkları reddeden) sorular sorma cesaretine sahipti ve yanıtlar
için değişik görüşlerden entelektüelleri bir araya getirmişti. Bu girişim
rahatsız edicidir çünkü kolaycı bir [Sağ-Sol] ayrımının dışında bulunur. Bu
aynen Avrupa seçimlerinde ekolojistlerin Les
Verts tarafından temsil edildikleri mitini paramparça eden ekolojik bir
liste gibi rahatsız edicidir. Sol ve Sağ niçin sosyalizm ve liberalizmden
farklı politik düşüncelerin ortaya çıkmasıyla ilgilenemez?”[34]
Edward
Goldsmith, Antoine Waechter gibi Paris’teki bu konferansın önemli konuşmacılarından
biriydi. Ekoloji gelişmeye karşı?
temalı konferans. Nouvelle Écologie
tarafından düzenlenen konferansta Goldsmith herzamanki Aile, Topluluk ve Demokrasi üzerine olan tarih öncesi muhafazakar
görüşlerini sundu. Tabi ki Alain de Benoist ve Nouvelle Droite’den isimler de çoktu. Bu konferansın raporu, daha
önce de Edward Goldsmith’in görüşlerine özel bir sayı ayırmış olan Nouvelle Écologie’in dergisi Le recours aux forêts’te yayımlandı. Le recours aux forêts’in özel
sayısındaki bir söyleşide Goldsmith şunları söyler: “Almanya’da olduğu gibi
Fransa ve İngiltere’de de, Yeşiller Solla birlikte hareket etme eğilimindeler.
Çünkü, Sol çok uluslu büyük şirketlerle daha az bağlantılı olma düşüncesindedir
ve böylece insanların çıkarlarını daha çok korumaktadır. Fakat, bence bu
değişecek. Basit bir gerekçe nedeniyle, bu ise Sol ile Sağ arasında artık
neredeyse fark kalmamasıdır, ne Fransa’da, ne Almanya’da ne de Amerika’da.
Belirtmeye gerek yok ki, küresel ekonominin marjinalleştirdiği tüm bu grupları
ve toplumumuzdan, onun kültüründen ve onun doğal çevresinden arta kalanları
korumak isteyenleri temsil edecek bir parti kurulması zaman meselesidir. Bir
sonraki politik ayrım, küresel ekonomiden yana olan partiler ile yerel,
toplulukçu ekonomiden yana olanlar arasında olacaktır. Elbette ki
ekolojistlerin bir partiler federasyonu olabilecek bu partinin biçimlenmesinde
önemli bir rol oynamasını umarım.”[35]
1999
Mayıs Avrupa seçimleri öncesi, Goldsmith düşüncelerini uygulamaya çalıştı ve
Waechter’in MEI’si ile seçim ittifakı oluşturmak istedi. Ancak Şubat 1999’da
Goldsmith ve Waechter’in yakın sağcı bağlantıları ortaya çıkınca ittifak
bozuldu.[36]
Neyse ki Waechter’in MEI’si [ittifakın bozulmasının] ardından gelen seçimlerden
çok oy toplamadı. [Waechter] 1999 Eylül’ünde Silence dergisine bir mektup yazar. Bu mektupta İsveç’te Troçkist
partinin düzenlediği bir konferansta da konuştuğunu belirterek 1994’de
GRECE’nin düzenlediği konferansa katılımını savundu. Konferanslarında konuşmak
üzere davet eden örgütleri hiçbir zaman kontrol etmediğini söyler. GRECE’nin şu
anki politik görüşlerini bilmediğini belirtir (Aşırı sağcı bir geçmişte
kurulduğunu kabul etmesine rağmen) ve Fransızın Front National’in göçe ilişkin görüşlerine karşı olduğunu
söyleyerek Alain de Benoist’i savunur. Gerçekten de De Benoist Front National’e karşıdır, ancak bu onun
aşırı sağın bir parçası olmadığı anlamına gelmez. Goldsmith Front National’e karşı her muhalefetin
zorunlu olarak bir ilericilik olmadığını dikkatinden kaçırmış görünüyor. De
Benoist’in ayrıldığı nokta Front National’in
kullandığı stratejidir, ilkeleri değil. Ayrıca Goldsmith MEI’nin Avrupa seçim
kampanyasının finansmanında yer aldığını da reddetti ancak Antoine Waechter 7
Aralık 1998’de MEI tarafından yayımlanan bir basın açıklamasında bunun tam
tersini söyledi. Goldsmith mektubun sonunda oldukça göz önüne serici biçimde
şunları yazar: “Benim tüm Afrikalı, Hindu ve Polonez arkadaşlarım bu dünya
görüşünün ilkeleri üzerinde hemfikir olduklarından söz etmek (Batılı etkilere çok fazla açık olanlar hariç)
belki yararlı olabilir.”[37]
Bu arkadaşlarının politik yelpazenin neresinde yer aldıklarını merak
uyandırıcı. Goldsmith bir tür kültürel ırkçılığa (apartheid) ve kültürlerin
birbirini etkilememesi gerektiğine inanmış görünüyor.
Alain
de Benoist bir söyleşide Goldsmith hakkında şunları söyler: “Edward
Goldsmith'in The great U-turn (1988), The Way: An Ecological Worldview (1991)
gibi çalışmalarında ve de çok güncel olan
The Case against the Global Economy and for a Turn toward the Local (Sierra
Club Books, San Fransisco 1996)[38] başlıklı derlemesinde ortaya koyduğu
görüşlere destekliyorum. Goldsmith'in kitabı Fransızca’ya Le défi du XXIe siècle - Une vision écologique du monde olarak
çevrilmiştir. Kitap Nouvelle Droite’in
Almanya ve İtalya’daki uzantıları tarafından çok iyi karşılandı. The Way Almanca’ya çevrildi ve Unabhaengigen Ökologen Deutschlands (Almanya Bağımsız
Ekolojistleri)’nin önde gelen savunucularından Heinz Strelow kitabın
muhafazakar ekolojistler (kibarca eko-faşistler kastediliyor) için zorunlu
okuma haline gelmesi gerektiğini yazar.[39]
The Way İtalya’da Il Tao dell'Ecologia olarak yayımlandı ve Goldsmith aynı başlıkla sağcı Diorama Letterario dergisine
de bir makale gönderdi.[40]
GRECE’nin İtalya bağlantısı olan bu dergi Floransa Üniversitesi’nde politika
bilimcisi olan Marco Tarchi tarafından yönetilmekteydi. Goldsmith 17 Şubat
1999’da Toplum,Yerel Ekonomiler ve
Küreselleşme’ye ilişkin konuşmak
üzere Floransa’ya gitti. Burada Marco Tarchi ile aynı kürsüyü paylaşmaktan
yüksünmedi. GRECE’nin ünlü destekçilerinden Tarchi neo-faşist Movimento Sociale Italiano’nun eski üyelerindendir ve son zamanlarda ayrılıkçı
Lega Nard’a çok yakındır. Arne
Næss’in derin ekolojisine de ilgisi olduğunu açıkça belirtmektedir.[41]
Neo-nazi olarak bilinen Michael Walker’ın Britanya’nın aşırı sağcı The Scorpion dergisi için yaptığı, Robyn
Eckersley’in Environmentalism and
Political Theory: Toward an Eco-centric Aproach (Çevrecilik
ve Politik Kuram:Eko-merkezli Yaklaşıma Doğru) eleştirisinde “[D]erin
ekoloji ve biyo-bölgecilik kesinlikle çok muhtemel olarak muhafazakar ya da
anti-liberal, hatta insancıllık-karşıtı ve hatta sanırız ki ırkçı ve yeşil bir
görüş açısı uyandırır. Adıyla bile çömezleri farklılıkların korunmasının
biyolojik etkilerini düşünmeye davet eden biyo-bölgeciliğin cahilliğinden ve
deneyimsizliğinden kaynaklanan
tehlikelere yönelik olarak Soldan feci uyarılar eksik değil. Derin
ekolojinin kapitalizm karşıtlığı faşizm karşıtlığından daha önemli olacak kadar
radikaldir ve dünyayı korumak bu ikisinden de önemlidir hatta aslında her
şeyden daha önemlidir.”[42]
Neyse ki Britanya’da ekoloji akımı ile aşırı Sağın ciddi görüşmeler yaptığına
ilişkin belirtiler henüz görülmemekte. Ama Michael Walker’ın bu
değerlendirmelerine bakılırsa ekoloji hareketi çok uyanık olmalıdır.
Gerçek
büyük tehlike, Sağın ekoloji hareketinin ideolojisini ve uygulanışını önemli
biçimde etkileyecek olmasıdır. Nouvelle
Droite, ekoloji hareketindeki insancıllık-karşıtı ve
Ussallık-karşıtı
akımların düşüncelerindeki benzerlikleri kullanma fırsatından oldukça
memnundur. Bu konuda Edward Goldsmith'in tam desteğini almaktalar. Ekoloji
hareketi bir zamanlar umut veren bir hareketti fakat ne yazık ki bu yeni bir
tür politika umudu hiçbir zaman gerçekleştirilmedi. Bunun yerine bir yandan
mistizme ve dine, öte yandan da (Fransa’da Les
Verts, Almanya’da Die Grünen,
Belçika’da Agalov ve Ecolo, İtalya’da
I Verdi’de olduğu gibi) statükonun eleştirisiz bir
kabulüne sürüklendi. Mistizmin, dinin ve bilinemezciliğin Avrupa ve Kuzey
Amerika’da devam eden yükselişi sağ tarafından kendi mesajlarını yaymanın
devasa bir olanağı olarak algılandı. Neo-nazi Michael Walker’ın derin
ekolojinin kapitalizm karşıtı özüne ilişkin saptamalarına karşın kapitalizmin
mistik ekolojiden korkacak bir şeyi yoktur. Çevresel bozulmanın toplumsal nedenleri derin ekoloji,
biyo-bölgecilik
ve ekofeminizm müritlerince ‘derin’ biçimde mistikleştirilir. Bu tür
eğilimlerin toplumda yoksul ve zayıf olanlar aleyhine otoriter önlemlerle
sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir. Bu tür düşünüşün bir panzehiri olarak
Amerikalı toplumsal ekolojistler Janet Biehl ve Peter Staudenmaier şunları
yazarlar: “Ekolojik politikanın gericiliğe ve faşizme sapmasını önleyecek olan
şey, ekolojik bunalımı toplumsal bir bağlama yerleştiren açık bir toplumsal
vurguya sürekli sahip çıkan bir ekoloji hareketidir.”[43]
Ekolojik politika; ırk, etnisite, biyo-bölge, mistizm, ve benzerleri
bağlamından ziyade çevresel sorunların temel toplumsal nedenleri olan hiyerarşik tahakküm ve sınıf sömürüsüne
karşı mücadele bağlamında algılanmalıdır.
Ekoloji,
toplumsal kuram ve felsefe ile dolayımlanmadıkça, korkunç bir felaketle kolayca
sonuçlanabilir. Murray Bookchin’in doğru bir şekilde saptadığı üzere önemli
olan tek şey bağlamdır: “Ekolojik
olarak düşünmek doğanın alanına girmektir. Bu çok tehlikeli bir adım olabilir.
Ciddi politik belirsizlikler doğa felsefesinin kendi içinde devam eder: o da
[doğa felsefesinin] devrimi olduğu kadar gericiliği de besleme potansiyelidir.
Çağdaş toplum çok gerici görüşleri besleyen doğa imgeleriyle hala zedelenmeye
devam etmektedir. ‘Topluluk’ ve
insanlığın ‘doğa ile birliği’ hakkındaki buğulu söylemler, Nazizm’in ırk ve
‘kan ve toprak’ mitleri ile soykırımsal doruğuna ulaşan ‘doğalcı’ milliyetçilik
mirası ile kolayca etkileşirler (kaynaşırlar). 19. yüzyılın Romantik akımı ile William Blake’in mistik anarşizminin
Richard Wagner’in mistik milliyetçiliğine varması için yalnızca küçük bir
ideolojik kayma yeterlidir.”[44]
Toplumsal ekoloji, ussal, insancıl ve
gerçek bir demokratik toplum yaratma amacıyla ekoloji hareketi içinde daha
genelde ise toplumda bugünkü insancıllık-karşıtı, irrasyonel ve otoriter
yönelimlerin tam karşısında yer alır. Zor seçimler yapmak ve bu seçimlere
ilişkin eleştirel ve ussal düşünmek zorundayız. Eğer gerici eğilimler
karşısındaki savaş kazanılmazsa berbat bir gelecekle yüz yüze geleceğiz.
Çev: Nihat
Bekler
[1]Murray Bookchin, “Will Ecology become ‘the Dismal Sience’? (Ekoloji ‘Kasvetli bir Bilime mi Dönüşecek?)”, The Progressive (1991) içinde. Which Way for the Ecology Movement?
(Edinburgh & San Francisco: AK Press, 1994) içinde yeniden basıldı.
[2] David Kubrin, “Toxic Ideologies”, Reclaiming Quarterly, Summer 1999 içinde alıntılanmış.
[3] Arne Næss, “Deep Ecology
and Ultimate Premises”, The Ecologist, Vol.
18, Nos.4/5 (1988). Society and Nature,
Vol 1, No. 2 (1992)’de yeniden basıldı, p. 108.
[4] Agy, p. 113.
[5] Arne Næss ve Helena Norberg-Hodge ile söyleşi. Resurgence, January 1997 içinde.
[6] Kirkpatrick Sale, Dwellers in the Land: The Bioregional Vision (Philadephia: New Society Publishers, 1991), p. 108.
[7] Arne Næss, “Deep Ecology
and Ultimate Premises”, The Ecologist, Vol.
18, Nos.4/5 (1988). Society and Nature,
Vol 1, No. 2 (1992)’de yeniden basıldı, p. 112.
[8] Frijitof Capra, The Web of Life: A New Synthesis of Mind and Matter (Londra: Flamingo,1997), p. 7. Capra ayrıca The Turning Point: Science, Society, and the Rising Culture (1982) kitabında derin ekoloji’ye desteğini sürdürdü.
[9] Charlene Spretnak, The Spiritual Dimension of Green Politics (Santa Fe: Bear & Co., 1986) p. 27.
[10] Frijitof Capra ve Charlene Spretnak, Green Politics: The Global Promise (London: Hutchinson, 1984).
[11]Herbert Gruhl için Janet Biehl’in, Janet Biehl & Peter Staudenmaier, Ecofascism: Lessons from the German Experince (Edinburgh&San Francisco: AK Press, 1995) kitabı içindeki “‘Ecology’ and the Modernisation of Fascism in German Ultra-right” isimli yazısına bakınız. Ayrıca Jutta Ditfurt’un yazılarını da kuvvetle salık veririm; Feuer in die Herzen: Gegen die Entwertung des Menschen (Hamburg: Konkret Literatur Verlag, 1997) ve Entspannt in die Barbarei. (Öko-)Faschismus und Biozentrismus (Hamburg:Konkret Literatur Verlag, 1996). ÖDP (Ökologish-Demokratische Partei, Ekolojik Demokrat Parti) ile Gruhl arasında açık bir ayrım vardı ama bunun ÖDP ideolojisi üzerine pek bir etkisi olmadı. Hatta eski liderlerinin kitaplarını ve bildirilerini dağıtmayı sürdürdüler ve onunla gayri resmi ilişkilerini korudular.
[12] Rudolf Bahro için Janet Biehl’in “’Ecology’ and the Modernisation fo Fascism in German
Ultra-right” yazısına bakınız. Ayrıca Rudolf Bahro’yu savunan James Hart ve Ullrich Melle ile Janet Biehl arasındaki münazaraya bakınız, Democrasy & Nature #11/12 (Vol. 4, no.2/3,1998).
[13]Bakınız Murray Bookchin, Re-enchanting Humanity: A Defense of the
Human Spirit against
Anti-Humanism, Misantrophy, Mysticism and Primitivism (Londra: Cassell, 1995).
[14]Bill Devall’in Dave Foreman ile söyleşisi, “A Spanner in the Woods”, Simply Living Vol. 12 (c.1986). Murray Bookchin, The Philosophy of Social Ecology (Montréal: Black Rose, second revised edition, 1995) [Türkçesi; Toplumsal Ekojinin Felsefesi (İstanbul, Kabalcı Yay., 1996, Çev. Rahmi G.Öğdül] içinde alıntılanmış, p. 117. 1989’da Newyork’ta Dave Foreman ve Murray Bookchin arasında farklılıkları hakkında izleyiciye açık münazara düzenlendi. Bu münazarada Dave Foreman, Bill Devall’la yaptığı söyleşideki açıklamalardan uzak durdu. Ancak bu münazaradan hemen sonra aynı eko-şiddet dilini kullanmaya devam etti. Bu hiç de şaşırtıcı değil çünkü bu ‘biyo-merkezli’ düşünmenin özünde yer alır. Foreman Earth First!’ten ayrıldıktan sonra muhafazakar örgüt Sierra Club’ın yönetim kuruluna katıldı ve onlara göç-karşıtı bir politika benimsetmeye çalıştı. Neyse ki şimdiye kadar başarılı olmadı. Münazara Steve Chase (ed.), Defending the Earth: A Diolog between Murray Bookchin and Dave Foreman (Boston: South End Press, 1991) adıyla yayımlandı.
[15]Dave Foreman, “A Modest Proposal for a Wilderness Preserve System”, Whole Earth Review #53 (Winter 1986). Bill Devall tarafından, Simple in Means, Rich in Ends: Practicing Deep Ecology (Layton: Gibbs Smith, 1988) içinde alıntılanmış, pp. 164-165.
[16]Bill Devall, Simple in Means, Rich in Ends, p. 49.
[17]Agy., p. 149.
[18]Onun düşünsel gelişimi için Sur la Nouvelle Droite (Paris: Descartes & Cie, 1994)’de yayımlanan Pierre-André Taguieff’in ayrıntılı çözümlemesine bakınız. Ne yazık ki, Taguieff; De Benoist’in politik anlayışının Ne Sağ Ne Sol olduğu açıklamalarını aşırı ciddiye almakta.
[19]De Benoist’in Krisis #15’de “La nature et sa valeur intrisique” (September 1993) yazısını yayımladı. Robert de Herte takma adıyla Element #79’da “Les deux écologies”, “Herbert Gruhl et les ‘verts’ allemands”, “Écologie et réligion” (January 1994) yazılarını yazdı.
[20]Mark Wegierski, Telos #98/99 (Winter 1993/Fall 1994)’de “The European New Right”ı yazdı. Bir zamanlar Amerika’nın önde gelen neo-marksist kuramsal dergisi Telos ne yazık ki Avrupalı Nouvelle Droite’in yazarları için bir platforma dönüştü.
[21]The Ecologist, A Blueprint for Survival (Harmondsworth: Penguin, 1972), p. 102. Onun muhafazakarlığının bir eleştirisi için David Pepper’in The Roots of Modern Environmentalism
(London & New York: Routledge, 1984)’e bakınız.
[22] Paul Girmeno, Edward Goldsmith ile Oikos #3’te söyleşti. Oikos, Belçika (Flemenk) yeşil partisi Agalev’in yayınıdır. Hollandaca’dan benim çevirim.Vandana Shiva’nın gerici ekofeminizminin bir eleştirisi için Maria Wölfligseder’in mükemmel makalesi “Kosmischer Grössenwahnsinn. Biologistische und rassistische Tendenzen im New Age und im spirituellen Ökofeminismus”, Gerhard Kern & Lee Taynor (eds.), Die esoterische Die esoterische Verführung: Angriffe auf Vernunft und Freiheit (Aschaffenburg: Alibri Verlag, 1995) içinde pp. 187-210. Ayrıca aynı yazarın “Fetisch Weiblichkeit: Über die diffizilen Zusammenhaenge zwischen spirituellen Ökofeminismus und rechter Ideologie”, Renate Bitzan (ed.), Rechte Fraunen : Skingirls, Walküren und feine Damen (Berlin: Elefanten Press, 1997) içinde, pp. 56-71. Amerikan ekofeminizminin bir eleştrisi için Janet Biehl’in Rethinking Ecofeminist Politics (Boston: South End Press, 1991)’e bakınız.
[23]Edward Goldsmith, The Way: An Ecological World-View (Athens GA: University of Georgia Press, 1998). Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş basım, p. 424.
[24]Edward Goldsmith, Agy., pp. 437-438.
[25]Edward Goldsmith, Agy., p. xvii.
[26]Nicholas Hillyard, ‘Blood’ and ‘Culture’: Ethnic Conflict and Authoritarian Right (London: Cornerhouse briefing #11, January 1999).
[27] Edward Goldsmith, “Basic Principles of Cultural Ecology”, The Ecologist, Vol. 1, no. 12, 1971, p. 4. Nicholas Hillyard tarafından alıntılandı, alıntı yapılan eserde: pp. 12-13.
[28]Edward Goldsmith, The Way, p. 420.
[29]Guy de Martelaere, “Nieuws en korte beschouwingen”, Gwenved #23 (Ocak 1998). Guy de Martelaere ayrıca the Transeuropa Collectives editörlüğündeki Perspectives: European identities, autonomies and initiatives ve Richard Hunt editörlüğündeki Alternative Green isimli Britanya sağcı süreli yayınlarını yayınlar. Hollandaca’dan benim çevirim. 1997’de Tekos (no. 85) Edward Goldsmith’in The Ecologist için 1970’de yazdığı başyazının çevirisini yayınladı. Ayrıca The Ecologist (Vol.27, no.5, Sept/Oct. 1997)’den “Scientific superstitions”un bir çevirisini de yayımlar. Guy de Martelaere, Tekos’un yayınevi için The Way’den bölümlerini Hollandaca’ya çevirdi. Goldsmith ayrıca Belçika sağcı süreli yayını De Vrijbuiter (Spring 1998)’de yayımlanan söyleşisinde geleneksel aile ve geleneksel topluluğu yüceltir.
[30]Laurent Ozon, “L’habitat, un enjeu pour les ėcologistes”, Le recours aux forêts 4. Fransızca’dan benim çevirim. Ozon’un makaleleri Diorama Letteraria’da Italyanca ve Voorpost’un aşırı sağcı gazetesi SOS-Nieuwsbrief tarafından Hollandaca yayımlandı.
[31]Philippe Pelletier tarafından alıntılandı L’imposture écologiste (Paris: Reclus, 1993), pp. 101-102. Fransızca’dan benim çevirim. Ayrıca bkz. Thierry Maricourt, Les nouvelles passarelles de l'extrême droite (Paris: Syllepse, 1997).
[32] “Ni droite ni gauche. Entretien avec Antoine Weachter”, Krisis 15 (September 1993) pp. 16-23. Fransızca’dan benim çevirim. Aynı sayıda Arne Næss’ten “Eight Theses on Deep Ecology” yayımlandı.
[33]Antoine Weachter ile söyleşi, Alsace Presse, 8 December 1998. Fransızca’dan benim çevirim.
[34]Antoine Waechter, Libération, 15 Şubat 1999. Fransızca’dan benim çevirim.
[35]Edward Goldsmith ile söyleşi, Le recours aux forêts #3. Fransızca’dan benim çevirim.
[36]Chiristiane Chombeau, “Le dérive extrémiste d’Antoine Waechter”, Le Monde, 18 February, 1999. Nicole Gauthier, “Waechter accusé par les siens de dérive brune”, Libération, 12 February 1999.
[37]Edward Goldsmith’in mektubu, Silence #248 (September 1999). İtalikler eklemedir. Fransızca’dan benim çevirim. Arne Næss bu safkancı, ‘doğalcı’ görüşü paylaşıyor görünüyor: Çok genç olan Dalai Lama, kendisine kaçak getirilen kamera ve filmlerle yüceltilmişti…Güçlü bir kültürün beşiğinde yetişmiş böylesine önemli bir kişilik kamera gibi Batıya özgü teknolojik bir şey için birdenbire tepe taklak olduğunda, kültürün varolabilmek için ne kadar şansı vardır? Dalai Lama’nın hevesi modern endüstriyel teknolojinin şeytani gücünü belki açığa çıkaracaktır.” Arne Næss, Økologi, samfunn og livsstil (Oslo: Universitetsforlaget, 5th edition 1976) pp. 111-112. Norveççe’den Eirik Eiglad tarafından çevrilmiştir.
[38]Alain de Benoist’in Britanya sağcı dergisi Right Now! A Magazine of Politics, Ideas, and Culture ile söyleşisi, 1997.
[39]Heinz-Sieghtfried Strelow, Junge Freiheit #47 (1996), Jean Cremet tarafından “Neue Rechte: jetzt generationen-übergreifend”, AK 403, 5 June 1997 içinde alıntılanmıştır. UÖD, Ökologish-Demokratische Partei (ÖDP)’den ayrıldı. MEI ÖDP’ye bağlıdır. 26 ve 29 Ocak 2000 tarihli Süddeutsche Zeitung’daki Hannes Krill’in raporlarına göre Die Grünen ile ÖDP arasındaki ayrılık yakın bir gelecekte giderilebilir. Die Grünen eko-faşistlerin etkilerini bir süre için önleyen kendi sol kanadını tasviye etmiştir.
[40]Edward Goldsmith, “Il tao dell’ecolgia”, Diorama Letteraria #214 (Mayıs 1998).
[41]Marco Tarchi, “Cari liberali, adesso è vostro il pensiero unico”, Liberal #26 (May 1997). Tarchi ayrıca Amerikan Telos dergisine de yazı gönderdi, bkz. “In Saerch of Right and Left”, Telos #103 (Spring 1995). De Benoist gibi Tarchi de Allenza Nazionale (eski Movimento Sociale Italiano)’ya muhaliftir ancak bu sağcı olmadığı anlamına gelmez. O yalnızca onun Sağdaki rakip bir eğilimdendir.
[42] Michael Walker, “A Darker Shade of Green”, The Scorpion #19. Bu Britanya dergisi GRECE’ye çok yakındır. Michael Walker, aynı zamanda Nouvelle Droite’in Almanya kolu olan Elemente’nin araştırmacılarındandır.
[43]Janet Biehl ve Peter Staundenmaier, “Introduction”, Ecofascism, pp. 2-3.
[44]Murray Bookchin, The Philosophy of Social Ecology, pp. 101-102. İtalikler eklemedir.