

ERZİNCAN - KEMAH
KAZANKAYA >
İRANOS
Köyü


İRANOS ÜZERİNE BİR GÜZELLEME
İsmail Batı
Nerede bir viran, harap, yıkıntı ev görsem bana iranosu
hatırlatıyor. Ama İranos şimdilerde viranos. Şirin Erzincanımız peşi sıra
zelzelelerle yerle bir oldu, şimdilerde çok modern bir kent görünümüne kavuştu.
Erzincan yaralarını sardı, ticaretini, ekonomisini geliştirdi. Ama erzincana 15
km. uzaklıktaki köyüm İranos bir türlü şifa bulamadı. Derdi katlanarak arttı,
feryadını yıllarca başta muhterem zevat olmak üzere kimseler duymadı. İnsanlar
bu viran yıkıntılar arasında halen bir hayalet gibi dolaşmaktadırlar. Bu fakire
de feryat etmek düştü...
Yıllardır nacizane çabalarla, kısıtlı imkanlarla köyümüzün bu
makus talihini yenmek babında uğraş vermekte, didinmekteyim. Takvimler bastırıp,
İranosa Ağıt başlıkları altında makaleler kaleme aldım. Köylülerimle röportajlar
yapıp bir de film hazırladım. "MUNZURLARDA BAHAR" adlı belgesel dia gösterimimde
de köylerimize ayrıntılarıyla yer verdim. Bu belgesel Avrupada, Türkiyede
çeşitli kültür merkezlerinde, TRT'de yayınlanarak izleyicilerle buluştu... Bazı
izleyiciler şaşkınlıkla "halen Türkiye'de böyle köyler var mı?" sorusunu
yönelttiler...
Değerli köy öğretmenlerimiz olan başta Şinasi Koç, Ali Binay,
İbrahim Kaptan hocalarımızın, olağanüstü gayretler ve emekler göstererek
iranosun bu makus talihini yenmek için yaptıkları çalışmaları da taktire
şayandır. Eğitimlerimizin yanında, bizi hayata onurlu bir yurttaş olarak
hazırlama gayretlerini nasıl unutabiliriz. Kendilerini da minnettarlıkla ve
saygıyla anıyorum.
İstanbulun lüks sayılabilecek birçok mekanlarını gezdim
dolaştım konakladım. Emekçi ve burjuva rollerimi de fazlasıyla oynadım. Ama
köyümün toprak kokan, tezek kokan yollarını, yemyeşil yonca tarlalarını, sapsarı
başak tarlalarını, meyva ağaçlarını, her iki yanında akan derelerini, bahar
geldiğinde açan rengarenk çiçeklerini, kengerini, dağlardaki ışkın (rıbes),
mantar, binbir derde deva kekiğini.... hele köyümüzün özerinde bir gözyaşı seli
gibi akan gözesini her daim hasretle, hüzünle yad ediyorum. Bu mübarek
toprakların altında da değer biçilemez uygarlık ve kültürlerin mirası
yatmaktadır. Altı ve üstü bir hazine olan bu topraklarda, yoksulluğun,
yoksunluğun bir hayalet gibi kolgezmesi kahredici bir durum. Feryadım, isyanım,
ziyaretlere niyazda bulunmam, yakarmam bu nedenledir. Bu nedenle haykırdım vede
dedim ki: "Ey İranoslular! Medeniyet yaratan bu toprak, şimdi medeniyete
muhtaçtır!*. Gurbetçilerimizden, canlarımızdan şahsıma bir çorap dahi
istemiyorum.Topraklarına sahip çıkmaları, geçmişlerine, geleceklerine, atalarına,
değerlerine, inançlarına sahip çıkmaları anlamına da gelmektedir.
Saf ve temiz bir tabiyete sahip köylülerimiz cumhuriyet
tarihi boyunca bugün bazı siyasilerimizin çokça dillerine doladıkları,
hassasiyet gösterdiklerini söyledikleri Cumhuriyet Devrimlerine ve özellikle
Laiklik ilkesine bu kadar bağlı kalmalarına rağmen maalesef devlet-i alimizin
alaka ve teveccühlerine bir türlü mazhar olamamışlardır. Uzunca bir dönem Kemah
boğazı boyunca tüm kuzgeçe alevi köyleri eşitlik ilkesine aykırı olarak birçok
kamu hizmetten mahrum bırakılmış, şüpheyle yaklaşılmış hatta birtakım cereyan
eden hadiselerde, töhmet altında bırakılmışlardır. Bunun neticesinde
köylülerimizin birçoğu büyük şehirlere ve avrupaya göçmüş, köyler üretim
araçları ve kabiliyetini yitirerek, mahrumiyet bölgesine dönüşmüşlerdir. Birçok
büyüğümüz Cumhuriyet idaresinin faziletlerinden, nimetlerinden, her uygar
yurttaşın hakkı olan insanca yaşam, adalet, eğitim gibi birçok haktan mahrum
kalarak, büyük kaygılar içinde bu dünyadan ebediyete göçmüşlerdir. Oysa bu
insanlar ülkelerinin esenliği için dürüstçe çalışıp, aşarını/vergisini vermiş,
askerlik vazifesini yapmış, kendinden beklenen hak ve ödevleri imkanları
ölçüsünde yerine getirmeye çalışmışlardır. Buradan, hepsini rahmetle yadediyorum.
KÖYÜMÜZÜN BİLİNEN TARİHİ
Köyümüzün
kısaca biraz tarihinden bahsedersek. Yazılı tarihten, tarihi
kalıntılardan, ve yaşlılarımızın anlatımından, İRANOS ismindende
anlaşılacağı üzere burada bizden önce Ermeni halkı
yaşamıştır. 1895 te ilk tehcir'de ayrılmışlardır. Bu tarihten sonra
Caferli köyü hariç, iranos'da dahil olmak
üzere aşağı kuzgece köylerinin toprakları her nasılsa Kemahın
beylerinden olan SAĞIROĞULLARI ailesine tehakkümüne
geçmiştir. 1950'lere kadar Marabalık yapan iranoslular,
köyün topraklarını satın alarak kendi mülkiyetlerine
geçirmişlerdir. Köyün üzerindeki Kilise diye
adlandırılan mevkide bir haç işareti kilise
yönünü tayin etmektedir. Bazı ermeni yerleşim
yıkıntılarından alınan süslü taşlar kerpiç evlerin
temellerine ve özellikle köşelerinde kullanılmıştır. Bu
evlerin dış görünümüne önemli
ölçüde görsel bir katkı sunmaktadır. Evlerin
çatısı topraktandır. Toprak çatı şu şekilde
yapılmaktadır: Tahtaların üzerine, mertek (kavak dalları), kamış
atılır. Bunların üzerine samanla karışık tabaka tabaka toprak
serpilir. Loğ (yuvarlak silindir taş) kullanılarak bu toprak
sıkıştırılır. Her yağmurda mutlaka loğlanır. Kışın karlar atılır.
30'lu yıllardan sonra İranos'un adı Kazankaya olarak
değiştirilmiştir. Burada bir hataya gidilmiştir, Kazankaya dağı daha doğrusu
tepesi dediğimiz mevki Caferli Köyü hudutlarına dahildir. Buda bir mekan
karışıklığına yol açmaktadır. Bugünkü haritalarda AĞ Baba (Toprak Baba) tepesi,
AKBABA (bir kanatlı hayvan) olarak yer almakta. Bilerek veyahut bilmeyerek
kanaatimce ulu bir zatın anısına saygısızlık edilmiş olmaktadır. Yöreyi bilmeyen,
halkıyla kaynaşmayan bürokrat kesimlerin yanılgılarını burada saymakla
bitiremeyiz...
İRANOS'TA GÜNDELİK HAYAT
Yazın yayla olarak munzur dağlarında Mezele geriban (garipler
mezarlığı) mevkii kullanılır. Ama son 15 yıldır yaylaya kimse çıkmamaktadır.
İranos tren hattınada 40 dakika yürüme mesafesindedir. En yakın istasyon Cebesoy
ve Dumanlıdır. İranosluların ilişikte olduğu kız alıp vermenin en çok olduğu
köyler ise: Başta Caferli, Sekine, Gelesi, Meyvanlı, Uru, Gamarik'tir.
Köyün üstü (ser dıhı) meyva ağaçları ve yonca tarlalarıyla
köyün yazın adeta mesire yeridir. Burada birde ziyaret ağacı vardır TAMAS
dedikleri. Kışın burada kömbeler kesilir, herkese dağıtılır, hayır dua edilirdi.
Ehl-i Beyt, 12 imamlar, Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar, Pirler, Pir-i Piranlar,
Hızır aleyhiselamın adları bir bir zikredilirdi.
CENNETTEN BİR KÖŞE/BİR EKOL MEKAN: SER DIHI
SER DIHI özellikle yazın yeşillik, meyva ağaçları ve açık
sulama kanalıyla adeta cennet bahçelerini andırmaktaydı. Gençler eskiden öğlene
doğru buraya gelip, en taze çeşit çeşit meyvaları dalında koparılır,
yanışabındaki sudan yıkayıp afiyetle yerlerdi. Akabinde de top oynanır
akşam gün batımından sonra evlere dönülürdü. Bu arada evlerin birçok işi aksar
ve yaşlılar genelde evin hanımına kalayı basarak "Kun dıhı, dısa çuye SER DIHI!
(götünden deli, gene köyün üzerine gitmiş!". Hele birde sinirli baba gelip,
çocuğu kulağından tutup eve götürürken, diğer gençlerin ve çocukların
gülüşmeleri adeta yankılanırdı köyün üstünde. Sinirli babanın tavırları akşam
evdede çeşitli biçimlerde devam eder, fakat annelerin şefkatli ve koruyucu
yaklaşımıyla bu tutum bertaraf edilirdi. Bazı anneler babanın yanında çocuğa
kızarmış gibi davranıp, sonra da çocuğa bir kaş işareti gönderip, teselli edilir,
destek verilirdi. Asabiyetin son bulmasının , akabinde çocuğun tarafı tutularak,
"Çı bu ye, va zaroke! Ne olmuş bu çocuktur!" denilmek suretiyle evte kati bir
SULH tesis edilirdi. Yani SER DIHI gençler için bir buluşma ve eğlenme
mekanı iken, işleri aksattığı için evin reisi tarafından bir Kaytarma, yan gelip
yatma yeri ve tembel mekanı olarak telakki edilmiştir...
SAVAŞ VE BARIŞ'TA SER DIHI!
Kavgaya yol acan bir mesele olursada "Tu meriyse were ser
dıhı! Erkeksen köyün üstüne gel!" narası atılarak, kozların paylaşılması için
karşı taraf kavga için SER DIHI'ya davet edilirdi. Kavgacılar köyün üstüne
geldiğinde ise, top oynayan gençlerin "kalecimiz eksik, topcumuz eksik, başka
kazaman kavga edersiniz" seklinde oyuna duhül edilip kavga ertelettirilir buyuk
ihtimallede iptal ettirildi. Kavgacı halen hıncı geçmemişsede, oyun esnasında
bir iki çelme rakibe takar ve günbatımında zayiat verilmeden, gülüşerek neşe
içinde, kendiliginden barış sağlanıp köye dönülürdü. Bu özelliğiylede SER DIHI
bir BARIŞ MEYDANI olmuştur....
İKRARDA SER DIHI!
Birbirine gönlü düşen gençler ser dıhının kutsal ağacı
altında birbirlerine söz/ikrar verir ve kurulacak ailenin temelleri ilk burada
atılırdı.
Kazara söz tutulmazsa. Bedduayla karışık "Sen bana SER
DIHI'da söz vermedin mi?" denirdi. Ser dıhıda yemin etmek en makbul, en muteber,
en kutsal ikrar sayılırdı...
GAZ-U ZİYARET (Kutsal Ziyaret Ağacı)
Nasıl anlatayımki gazi ziyareti. Yaşı bilinmeyen, kocaman
gövdesi, genişleyerek açılan dalları ve yapraklarıyla yaz aylarında hayvan
otlatan çocukların gölgelenme, dinlenme mekanı. Gün batımına yakın kemah
boğazından gelen rüzgarla dalları hışır hışır seslenerek sizi kutsal bir ayine
davet eder sanki. Yorgunlugumuzu burada atar, en güzel rüyaları burada görür
eğer kalbimizde temizdirse erenlere, kırklara karışırdık... Çok eskidende yağmur
duası için gene iranosluların toplandığı kutsal bir yermiş GAZ-U ZİYARET.
KİLİSE:
Bektaş ailesinin arazilerinin bulunduğu köyün dışındaki bu
mevkii ise, içimi güzel gözesiyle, yeşilliği ve ağaçlarıyla ünlüdür. 50'li
yıllarda bektaş ailesi burada ev yapıp bir müddet kalmıştır. Evin kalıntıları
yürekleri burkan bir mahiyette halen durmaktadır. Ayrıca bektaş ailesinin bazı
üyelerinin mezarlarıda mevcuttur. İlkokul pikniklerinin yapıldığı yerin de
burası olması nedeniyle, herkeste bir öğrencilik yılları anısı bırakmaktadır.
KARADAĞ ise iranosun en önemli otlak mekanıdır. Buradan kemah
boğazına orada bulunan 7 pare köyü kuşbakışı olarak bakmak, güneşin batışını
izlemek ne büyük bir keyif idi. Karadağdan dönerken de getirilen Işkın'lar,
mantarlar ev halkı ve komşularla bölüşülürdü. Ayrıca köyün yakacak ihtiyacı olan
ateşi tutuşturma özelliğine sahip GEVEN'lerde karadağdan sökülüp getirilirdi....
ERZİNGAN / BAJAR: Pazartesileri Erzincanın alışverişi günüdür,
pazar kurulur, ürünler sergilenir, ihtiyaçlar karşılanır, alışveriş yapılır ve
köye dönülürdü. Herkesin imkanı kıt olduğu dönemlerde birinin Erzincana (Bajar)
gittiğini öğrenen halk, sabah erkenden yakasına yapışır, çeşit çeşit
siparişlerini verirdi. Bazıları ise bu uzun sipariş listelerinden kurtulmak için,
ağaçların arasından gizlice araba yoluna çıkardı. Bunu farkeden köylü, tabii ki
arkasından "Bıfkırene meriye Naçar!" (Naçar adama bakınız!) gibi sözleriyle
Naçar'ı tenkid ederdi.
YAZ DÜĞÜNLERİ ise dillere destandı. Düğünden 1 hafta öncesine
kadar bir elçi köylere gönderilir, elçi davet edilen kişiye davetiye niteliğinde
bir elma gönderir, davet edilende küçük bir bahşişle elçiyi geri uğurlardı...
Yapılan her iyilik, karşılıksız bırakılmaz küçükte olsa bir hediyeyle taktir
edilirdi. Üç gün üç gece süren düğünlerde, kurbanlar kesilir, pilavlar yapılır
yanında ayran ikram edilirdi. Hatırlı misafirlere ise içki olarak rakı ikram
edilirdi. Folklör sırık oyununda ise Rahmetli Kamil Salatan başa geçer, çok
güzel icra ederdi.
İSTANBULA GİTMEK MODA:
Birde 70 li yılarda istanbula kaçma maceraları varmış. Köyden
firar eden gençler, sabah erkenden kaçıp Erzincan tren garına giderlermiş. Tabi
arkalarındanda babaları garın yolunu tutup gençleri geri getirirlermiş. Ertesi
gün çoğunluk rastladığı firari gence "Oooo İstanbula gitmişsin, yediğin içtiğin
senin olsun, anlat hele!" türünden takılarak henek ederlermiş. Bundan
rahatsız olan genclerde gene soluğu SER DIHI'da alıp, "Ya İmam Huseyn, bizi
bunların dillerinden kurtar!" diyerek incinen gururları için dilekte bulunup,
İstanbul hayallerini bir dahaki sefere ertelerlermiş...
İşte acısıyla tatlısıyla hafızamda kalan yaklaşık 20-25
yıl önce İranos'taki gündelik hayat aşağı yukarı böyleydi...
Yoksulduk ama hayatta bir Lezzet vardı, tat vardı, yaşamın
tüm canlılığı vardı...
Ve munzur Baba'dan Ağ Baba'dan esen seher yelleri bizlere
hatırı sayılır bir mutluluk bahşediyordu.
Ne mutlu onlara, ne mutlu o pirlerin yolundan gidenlere...
-----------------------------------------------
KÖYÜMÜZÜN ZANAATKARLARI:
ESKİ NESİL: Rahmetli Babam Binali Batı: Yapı Ustalığı/İğnecilik,
kahvecilik, Ahşap tesviyesi.
Annem Zayide Batı: Kilim/Palas tezgahı kurma ve dokuma,
tandır yapma, doğum/ebelik, cenaze yıkama hizmeti.
Rahmetli Hüseyin Bektaş: Ahçılık/İğnecilik. Ali Candan:
Erzincanda bakkaliye ve diş çekimi.
Murtaza Oral: Su değirmenciliği.
Rahmetli Hüseyin Oral: Traktör ve Patos.
Rahmetli Yusuf Salatan (Tuzcu Yusuf): Tuz işinin yanı sıra,
kumaş ticaretinde de bulunmuştur.
YENİ NESİL İŞVERENLER: Ali Batı/Ahmet Batı (Derici), İsmail
Timur ve kardeşleri (Derici), Ahmet Tutumlu (serbest ticaret), Haydar Tutumlu (Derici).
MEMURİYET: İbrahim Kızıltan (Emekli / Deri İş Mali Sekreteri).
YURTDIŞI GURBETÇİLERİMİZ: Rahmetli Gülağa Sayarın eşi Huri
Sayar ve çocukları, Mustafa Oral ve ailesi, Rahmetli Hüseyin Timur'un eşi ve
çocukları. Yusuf Timur. İsmail Salatan.
ÜNİVERSİTE MEZUNLARIMIZ: Dr.Cemal Bektaş (Tıp Doktoru), Halil
Bektaş (iktisatçı), Zeynep Bektaş (Hemşire), İbrahim Kızıltan'ın oğlu
Hakan Kızıltan (Psikolog), İbrahim Salatan (Çağlar)ın oğulları Uz.Dr.Hasan
Çağlar, Elk.Müh.Kazım Çağlar.
SANATÇILARIMIZ: Makbule Oral / THM Sanatçısı (Cafer oralın
kızı), İsmail Batı (Fotograf sanatçısı), Veli Batı (Davulcu).
SİYASİLER / SİYASİ HÜKÜMLÜLER: Kemal Derman (Uzun yıllardır
cezaevindedir), Yusuf Timur (Tahliye oldu, Almanya yerleşti), Sebahat Candan
(1993'te Erzincan'da çıkan çatışmada öldürüldü), Salfinaz Salatan (Tahliye oldu).
DİĞERLERİ: Abdullah Dede (Seyid Kemalin oğlu/dedelik
yapmamaktadır). Aydın Salatan (Eski Beşiktaş genç takım kalecisi), Nihat Çöze (Elektrikçi),
Hüseyin Sayar (Muhtar). Ali Bektaş (Arıcılık ve ziraat-emekli olduktan sonra
yazları köye yerleşti, 6 yıl gibi bir sürede muazzam bir meyva bahçesi kurdu.
Müracaat edip tetan bölgesine su getirtti. El attığı her işte ustadır. Deri
işçiliğinden emeklidir. Kendini geliştiren, vaktini değerli kullanan, köyümüzde
örnek ve çok çalışkan bir insandır.) Gültekin Batı (Erzincanda Yapı Ustası-bir
dönem muhtarlık ta yapmıştır). Halil Sayar (köyün en uzun boylu gencidir, boyu
nedeniyle askerliğini Ankara'da, Türkiye'nin en seçkin birliği olan
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda yaptı. / İyi bir Tırpancı'dır. Çalışkandır.
Velakin çok iddiacıdır.) Kazım Oral (Reşberdir. Büyükle büyük, küçükle
küçük, gırgır ve komik insan. Köyün yegane neşe kaynağıdır). Mustafa Timur (Beta
Deri'de Ustabaşı). Süleyman Candan (Emlak işleri yapmaktadır.) Mahmut Tutumlu (Emekli/Emlakçı-Bir
spiker kadar Muazzam Türkçesi vardır, çok kibar, gerçek bir istanbul
beyfendisidir).
KÖYÜN SON SAKİNLERİ: 2006 itibariyle. Muhtar Hüseyin Sayar,
Halil Sayar, Mehmet Ali Batı, Kazım Oral, Zeki Tutumlu, Zeki Salatan, Musa Batı,
Hasan Tutumlu, Rahmetli Kamil Dayının Eşi.
Bu Sayfayı
Ziyaretçi
Gördü