| Şimdi de
isterseniz Giresun yöresi hakkında ayrıntılı
bilgi veren ilk kaynak olan Ksenophon ve ünlü
eseri Anabasis'ten biraz bahsedelim. Giresun
yöresi hakkında en ayrıntılı ve güvenilir
bilgileri elde edebildiğimiz en eski kaynak
Ksenophon'dur. Yazarın bölgeye ilişkin
gözlemlerinin son derece gerçekçi ve tutarlı
olması nedeniyle, bu çalışma, bölgemizle
alakalı en güvenilir antik yazılı kaynak
niteliğini taşımaktadır. Ksenophon ve onbinler
önce Bayburt yöresine gelmiş, daha sonra
buradan daha kuzeye ilerleyip, dağları
aştıktan sonra Trabzon'a varmışlardı. Daha
sonra ise önce Giresun, sonra da Ordu'dan
geçerek yolculuklarına Sinop'a varana kadar
devam ettiler.
Peki Ksenophon'un
yazdıklarına göre Giresun yöresinde hangi
halklar yaşamaktaydı? İsterseniz şimdi bu
konuya da değinelim ve bu halkları kısaca
anlatalım. Ksenophon'a göre Giresun ve Trabzon Kolkhların
memleketinde idi. Ayrıca yine Giresun ile
Trabzon'un güneyindeki dağlarda Makronlar(Canlar)
yaşamaktaydı. Ordu-Giresun arasında Mosinekler,
Ordu civarında ise Tibarenler yerleşikti. Bir
kısmı Ordu-Giresun arasındaki Mosineklerin
hakimiyeti altında bulunan Khalybler
daha ziyade Giresun'un güneyinde kalan
Ş.Karahisar ve Gümüşhane yöresinde
yaşamaktaydı.
Şimdilik sadece
kısaca değinmekle yetineceğiz.
Kolkhlar
Kolkhların memleketinde olduğunu yazdığı
Trabzon'a vardıktan sonra sahil yolundan
Giresun'a gelen Ksenophon Kerasos(Giresun)'dan
ise şöyle bahsetmekteydi:
"...Burası(Kerasos)
Kolkhların memleketinde
Sinopluların kolonisi olan bir
şehirdi..."
Kolkhlar'ın
yaşadığı ve Yunan kaynaklarında Kolkhis
adıyla geçen yöre Giresun'dan başlayarak daha
doğuya doğru uzanıyor ve bugünkü
Gürcistan'ın Karadeniz kıyılarının bir
kısmını da içine alıyordu. Bu yörede zengin
bir uygarlık kuran Kolkhlar bu zenginlikleri
nedeniyle Yunan efsanelerine de konu
olmuşlardı. Bununla beraber Kolkh adı daha
sonraki dönemlerde ortadan kalkarak yerini bir
başka ada bıraktı. Bu adın ne olduğunu ise
yine bir tarihçinin yazdıklarından öğrenelim
isterseniz. M.S 6. yüzyılda Doğu Karadeniz’i
bizzat gezip, elde ettiği bilgileri ve
gözlemleri kaydeden tarihçi Agathias şöyle
yazmaktaydı:
"... Lazika’da yerleşik
olanlar, eskiden Kolkhlar olarak bilinirlerdi
ve bu Lazlar ile Kolkhlar da
aynı halktır...”
Bir başka
tarihçi Myrinali Agathon ise yine aynı
dönemlere ilişkin olarak Lazlar ve Kolkhlar
hakkında şöyle yazmaktaydı :
"Lazlar
kalabalik ve çok savaşçı bir halk. Diger
birçok boy (gurup) onlarin egemenliğinin
altinda. Lazlar eski
isimleri olan Kolkh
ismi ile belki de hakli olarak asiri bir gurur
duyuyorlar. Ben başka bir Gücün (yabanci)
egemenliği altindaki halklarin içinde Lazlar
kadar ünlü (namli),
zenginlikten bu kadar çok nasibini almış, bu
kadar çok tebasi olan, bu derece rahat bir
coğrafi konumu olan, yiyeceği bu kadar bol ve
refah içinde olan, ve böyle sağlam karakterli
bir halk daha görmedim."
Makronlar/Canlar
Makronlar ya da diğer adlarıyla Canlar
Karadeniz tarihinde adı geçen halklar arasında
en önemlisidirler. M.Ö 500'lerden beri
yöremizdeki varlıkları kesin olan bilinen bu
halk uzun bir dönem Can/Tzan adıyla anılmış,
Osmanlı'dan sonraki dönemde de Laz adı
altında günümüze kadar varlıklarını
korumuştur.
Heredot
bu halkın sünnet olma gibi bir adetinden
bahsediyor ve bu halkın Pers İmparatorluğu'nun
19.Satraplık bölgesinde yaşadığını ve 300
talant altın vergi verdiğini yazmaktaydı.
Tarihçi Ksenophon'un anlattıklarından ise bu
halkın Trabzon ile Giresun'un yükseklerinde
yaşadığı anlaşılıyordu. Nitekim 400 sene
sonra yöreye gelen Strabon'un yazdıkları da bu
bilgileri onaylamaktaydı. Strabon şöyle
yazıyordu:
"...Trapezus(Trabzon)
ve Pharnakia(Giresun)'nun üst taraflarında Tibarenler
ve
eski zamanlarda Makronlar
denen
Canlar ve Küçük
Armenia(Ş.Karahisar-G.Hane civarı) bulunur...
"
M.S 551 yılında
Doğu Karadeniz'e gelen tarihçi Prokopius, Can
halkının yaşadığı Canika
adlı bir bölgeden bahsetmekteydi. Prokopius
doğu sınırının bugünkü Trabzon'un Of
ilçesi olarak gösterdiği bu bölgenin batı
sınırı hakkında bir bilgi vermemektedir.
Bununla birlikte bugün Samsun ve Ordu illerinin
güneyindeki dağların Canik
dağları ve Giresun dağlarının kuzey
kesiminde kalan alanın da halk arasında Cenik
olarak adlandırıldığını göz önüne
alırsak bu bölgenin Samsun'a kadar
uzandığını söylemek mümkündür.
Mosinekler
(Heptakometler/Byzerler)
Mosinek aslında bu halkın asıl adı değildir.
Ağaçtan yapılma kulübe şeklinde ve Mosin
adı verdikleri yapılarda oturdukları için
ilkçağ tarihçilerince Mosinek olarak
adlandırılan bu halkın gerçek adının ne
olduğunu ya da diğer bir deyişle kendilerini
nasıl adlandırdıklarını bilmiyoruz.
Ksenophon bu
halkın Ordu ile Giresun arasında
yaşadığını yazmaktaydı. Yine Khalybler'den
bir kısmı da bunların boyunduruğu altında
yaşamakta ve daha ziyade maden ocaklarında
çalışmaktaydılar. Mosinekler aralarında
siyasi düşmanlık bulunan iki kola
ayrılmışlardı. Ancak batı kolu,
Yunanlılarla işbirliği yaparak doğu kolunu
yenmeyi başardı.
Strabon da
Mosinekler'den bahseder. Onun yazdıklarına
göre çok savaşçı olan bu halk Roma komutanı
Pompeius'un ordusu bu yöreden geçerken üç
Roma bölüğünü imha etmişlerdi. Strabon
şöyle yazmaktaydı:
"...şimdi
bu dağlarda yaşayan insanlar tamamiyle
vahşidir. Fakat Heptakometler
daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya
seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere
Mosin dendiğinden, antik devirde bu insanlar
Mosinekler olarak adlandırılmışlardır.
Bunlar, vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek
yaşarlar ve kulelerinden atlayarak yolculara
saldırırlar. Heptakometler, Pompeius'un ordusu
dağlık ülkeden geçerken, üç Roma
bölüğünü imha etmiştir. Bunlar, ağaç
sürgünlerinden elde edilen deli balı kaselerle
yol üzerine bıraktılar ve askerler bunu yiyip
de bilinçlerini kaybedince, onlara saldırarak
kolayca hepsini saf dışı ettiler. Bu
vahşilerin bir kısmına da Byzeres denir."
Strabon'un 'deli
bal' diye bahsettiği bu balın çok yenmesi
halinde girilen yarı koma niteliğindeki uyku
hali, bugün de Giresun halkı tarafından
bilinmektedir ve bu durum "bal
tutması" diye adlandırılır.
Pontos döneminde
bu devletin hakimiyetine giren Mosinekler'den
daha sonraki kaynaklarda bahsedilmemektedir. Roma
hakimiyetinden sonra tarih sahnesinden
çekilmişlerdir.
Tibarenler
Heredot bu halkın Pers İmparatorluğunun 19.
Satraplık bölgesinde yaşadığını
yazmaktaydı. Ksenophon Kolkhların
memleketinde olan Giresun'dan sonra Mosinekler'in
ve Mosineklerin uyruğunda yaşayan az nüfuslu
Khalyblerin ülkesinden geçtiğini yazmaktaydı.
Daha sonra ise Tibarenlerin ülkesi gelmekteydi.
Deniz kıyısında birkaç müstahkem yerleri
bulunan ve nispeten düz bir araziye sahip olan
Tibarenlerin ülkesinde iki gün ilerleyen
Yunanlılar Sinop şehrinin kolonisi durumundaki
Kotyora'ya (bugünkü Ordu yakınında) ulaştılar.
Strabon da
Tibarenlerin yaşadığı yer olarak
Trapezus(Trabzon) ve Pharnakia(Giresun)'nın üst
taraflarını göstermekteydi. Tüm bunlardan bu
halkın Giresun-Ordu arasında ama daha ziyade
Ordu civarında yaşadığı sonucuna
varılabilir. Mosinekler gibi Tibarenler de
Pontos Devletinin yıkılıp yörenin Roma
hakimiyetine girmesinden sonra tarih sahnesinden
çekilmişlerdir.
Khalybler/Khaldailer
Khalybler de Giresun'un yerli halkları içinde
müstesna bir yere sahipti. Demircilikle
uğraşan ve Yunanlılara bu mesleği öğreten
halk olan Khalybler,
Ş.Karahisar-Giresun-Trabzon-Gümüşhane-Bayburt
civarlarında yaşamaktaydılar.Ksenophon
Khalybler'den şöyle bahsetmektedir:
"...memleketlerinden
geçtiğimiz bütün kavimlerin en cengaverleri
idiler. Ve dövüşten çekinmiyorlardı.
Zırhları ketenden idi ve karınlarına kadar
iniyordu, zırhlarının etekleri sıkı
bükülmüş iplerden yapılmıştı. Dizlik ve
miğfer de taşıyorlardı. Kemerlerinde hemen
hemen Lakonia kılıçları büyüklüğünde bir
harp bıçağı sokulu idi. Alt edebildikleri
bütün düşmanlarını bununla
öldürüyorlardı. Onların kafalarını kesiyor
ve çekilirken beraber götürüyorlar,
düşmanları kendilerini görebilirse türkü
söylüyor ve raks ediyorlardı. Ayrıca yirmi
ayak kadar uzunluğunda tek uçlu bir mızrak
taşıyorlardı..."
Khalybler,
erzaklarını da depoladıkları müstahkem
yerlerde oturuyorlardı. Öyleki bugün halk
arasında kullandığımız "kelif"
kelimesi bu halktan yadigar bir sözcüktür.
Diğer bazı Karadeniz illerinde Kalivi olarak da
adlandırılan bu yapı , yabani hayvanlarından
korunmak amacıyla dört direk üzerine
kurulmuş, iskeleyle çıkılabilen kulübe
benzeri bir yapıdır.
Heredot'un
da Alizonlar için kullandığı "... ta
uzaklardan gelirler, gümüşün yurdu
Alybe'den..." şeklindeki ifadesi bu
halk ile Lazlar arasındaki bir akrabalık
bağını göstermektedir. Zira daha önce de
belirrtiğimiz üzere bir kısım tarihçiler Laz
adının Alizon adından geldiğini
söylemektedirler.
Strabon
da Khalybler'den bahseden yazarlar arasındadır.
Onun yazdıklarına göre Pontos Devleti güç kaybedince
Küçük Armenia Krallığı, Pharnakia (Giresun)
ve Trapezus (Trabzon) bölgelerinin üst
tarafında bulunan Tibarenler ve Khaldai
kavmini egemenlikieri aıtına aldığını
bildirir. Daha sonra ise şu notu düşmektedir: "Bugünkü
Khaldai kavmine eskiden Khalyb denirdi..."
Khalybler
de Mosinekler ve Tibarenler gibi Roma döneminde
kimliklerini koruyamamış ve diğer halklar
arasında kaybolup gitmişlerdir.
LazGiresun
|