 |
Chahnour Varenagh Aznavouryan (Şahnur Varenak Aznavuryan) 22 Mayıs 1924'te Paris'te doğdu.
İlk sahne show'unu 15 yaşındayken yazdı ve Charles Aznavour adını aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kanada'ya gitti. 1942 yılından beri şarkı söylüyor.
Etnik ve politik kimliği nedeniyle Türkiye ve Türklerle ilgili çok olumsuz fikirleri olduğunu belirtmek gerek. Ama bu, onun iyi ÇOK İYİ bir şarkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Onun en çok sevdiğim iki şarkısı aşağıda. |
| La Bohème 1965 tarihli aynı adlı albümde yer aldı. Sözleri Jacques Plante'a, bestesi Charles Aznavour'a aittir.
Şarkıda bir ressam, çok yoksul gençliğini gene de özlemle anmaktadır. Gençliğinin geçtiği Monmartre semtine arada bir uğradıkça, geçip giden zamanın neleri alıp götürdüğünü anlatır.
Monmartre, Paris'in kuzey tarafında, Sacre Cœur kilisesinin bulunduğu semttir. Semtteki Tartre meydanında (Place du Tartre) her gün toplanan onlarca ressam, turistlerin portrelerini yapar ve kendi eserlerini satar.
Resimde Monmartre sokağı tabelası altında görünüyorum ama o sokak Monmartre semtinde değil. (Ne yapabilirim? Semtin adını taşıyan başka bir tabela bulamadım.)
Şarkıda geçen 'yirmi yaş' (vingt ans), Charles Aznavour şarkılarında sıklıkla kullanılan bir deyimdir. |
 |
|
LA BOHEME
Je vous parle d'un temps
Que les moins de vingt ans
Ne peuvent pas connaître
Montmartre en ce temps-là
Accrochait ses lilas
Jusque sous nos fenêtres
Et si l'humble garni
Qui nous servait de nid
Ne payait pas de mine
C'est là qu'on s'est connu
Moi qui criait famine
Et toi qui posais nue
La bohème, la bohème
Ça voulait dire on est heureux
La bohème, la bohème
Nous ne mangions qu'un jour sur deux
Dans les cafés voisins
Nous étions quelques-uns
Qui attendions la gloire
Et bien que miséreux
Avec le ventre creux
Nous ne cessions d'y croire
Et quand quelque bistro
Contre un bon repas chaud
Nous prenait une toile
Nous récitions des vers
Groupés autour du poêle
En oubliant l'hiver
La bohème, la bohème
Ça voulait dire tu es jolie
La bohème, la bohème
Et nous avions tous du génie
Souvent il m'arrivait
Devant mon chevalet
De passer des nuits blanches
Retouchant le dessin
De la ligne d'un sein
Du galbe d'une hanche
Et ce n'est qu'au matin
Qu'on s'asseyait enfin
Devant un café-crème
Epuisés mais ravis
Fallait-il que l'on s'aime
Et qu'on aime la vie
La bohème, la bohème
Ça voulait dire on a vingt ans
La bohème, la bohème
Et nous vivions de l'air du temps
Quand au hasard des jours
Je m'en vais faire un tour
A mon ancienne adresse
Je ne reconnais plus
Ni les murs, ni les rues
Qui ont vu ma jeunesse
En haut d'un escalier
Je cherche l'atelier
Dont plus rien ne subsiste
Dans son nouveau décor
Montmartre semble triste
Et les lilas sont morts
La bohème, la bohème
On était jeunes, on était fous
La bohème, la bohème
Ça ne veut plus rien dire du tout
| BOHEM
Size öyle bir zamandan bahsediyorum ki
Yirmi yaşından küçükler bilemez
Monmartre o zamanlar
Leylaklarını pencerelerimizin altına kadar asardı
Ve çok mütevazi süslenmiş de olsa
Bize sığınak olurdu
Üç otuz paraya
İşte orada tanıştık seninle
Açlık çeken ben
Ve çıplak poz veren sen
Bohem.. Bohem..
Yani mutluyduk
Bohem.. Bohem..
İki günde bir yemek yerdik yalnızca
Komşu kafelerde
Birkaç kişiydik şöhreti bekleyen
Sefalete rağmen
Boş midelerimizle
Ona inanmaktan vazgeçmiyorduk
Ve bazen bir bistroda
Sıcak ve iyi bir yemeğin karşısında
Bir tual alır kadehleri tokuştururduk
Tencerenin etrafında toplanır
Kışı unuturduk
Bohem.. Bohem..
Yani güzeldin
Bohem.. Bohem..
Ve yetenekliydik
Sık sık şövalemin önünde
Bir göğsün hatları
Bir kalçanın kontur
Desenlerine rötuş yaparak
Sabahladığım olurdu
Ve sabahleyin otururduk
En sonunda bir sütlü kahvenin önüne
Perişan ama dermanımız yerinde
Sevmeli miydik birbirimizi
Ve sevmeli miydik hayatı
Bohem.. Bohem..
Yani yirmi yaşındaydık
Bohem.. Bohem..
Ve zamanın havasını yaşıyorduk
Arada bir esip de
Bir tur attığımda eski adresime
Artık tanıyamıyorum
Ne duvarları, ne sokakları
Gençliğimi görmüş olan
Bir merdivenin üstünde
Artık hiçbir şeyi kalmamış
Atölyeyi arıyorum
Yeni dekoru içinde
Monmartre hüzünlü görünüyor
Ve leylaklar ölmüş gitmiş
Bohem.. Bohem..
Gençtik, çılgındık
Bohem.. Bohem...
Artık bir anlam ifade etmiyor.. |
| Comme Ils Disent şarkısı, 1972 tarihli 'Idiote, je t'aime' adlı albümde yer alır. Söz ve bestesi Charles Aznavour'a aittir.
Geceleri travesti olarak sahneye çıkan bir homoseksüelin acıklı yaşamını anlatır. Böyle bir konuyu şarkı malzemesi yapmak, hele o günlerde epey çetrefilli ve riskli bir işti.
Bu şarkıyla ilgili olarak iki not iletmek isterim:
Sırf bu şarkıda adı geçiyor diye, Paris'te Sarasate sokağını gidip buldum.
(15. Bölgede minicik bir sokak. O kadar ki, sokakta toplam 8 bina var. Bu sokağın 9 numarası yok)
Şarkının son kuplesinde, Charles Aznavour 'C'est bien la nature qui est seule responsable...' (Tabii ki doğadır tek sorumlusu ..) dizesini sanki 'C'est bien la Turquie est seule responsable... (tabii ki Türkiye'dir tek sorumlusu..) gibi okuyor. Charles Aznavour'un politik fikirleri dikkate alınırsa, Türkiye'ye bozuk atmak için böyle bir fırsatı kaçırmamasına şaşmamalı.
|  |
| COMME ILS DISENT
J'habite seul avec maman
Dans un très vieil appartement Rue Sarasate
J'ai pour me tenir compagnie
Une tortue deux canaris et une chatte.
Pour laisser maman reposer
Très souvent je fais le marché et la cuisine
Je range, je lave, j'essuie,
A l'occasion je pique aussi à la machine.
Le travail ne me fait pas peur
Je suis un peu décorateur un peu styliste
Mais mon vrai métier c'est la nuit.
Je l'exerce travesti, je suis artiste.
J'ai un numéro très spécial
Qui finit en nu intégral après strip-tease,
Et dans la salle je vois que
Les mâles n'en croient pas leurs yeux.
Je suis un homo comme ils disent.
Vers les trois heures du matin
On va manger entre copains de tous les sexes
Dans un quelconque bar-tabac
Et là on s'en donne à cœur joie et sans complexe
On déballe des vérités
Sur des gens qu'on a dans le nez, on les lapide.
Mais on le fait avec humour
Enrobé dans des calembours mouillés d'acide
On rencontre des attardés
Qui pour épater leurs tablées marchent et ondulent
Singeant ce qu'ils croient d'être nous
Et se couvrent, les pauvres fous, de ridicule
Ça gesticule et parle fort
Ça joue les divas, les ténors de la bêtise.
Moi les lazzi, les quolibets
Me laissent froid puisque c'est vrai.
Je suis un homo comme ils disent.
A l'heure où naît un jour nouveau
Je rentre retrouver mon lot de solitude.
J'ôte mes cils et mes cheveux
Comme un pauvre clown malheureux de lassitude.
Je me couche mais ne dors pas
Je pense à mes amours sans joie si dérisoires
A ce garçon beau comme un Dieu
Qui sans rien faire a mis le feu à ma mémoire.
Ma bouche n'osera jamais
Lui avouer mon doux secret mon tendre drame
Car l'objet de tous mes tourments
Passe le plus clair de son temps au lit des femmes
Nul n'a le droit en vérité
De me blâmer de me juger et je précise
Que c'est bien la nature qui
Est seule responsable si
Je suis un homo comme ils disent. |
DEDİKLERİ GİBİ
Annemle yalnız yaşarım
Çok eski bir apartmanda
Sarasate Sokağı'nda
Bana eşlik etsinler diye
Bir kaplumbağam, iki kanaryam ve bir kedim var
Annemin dinlensin diye
Sık sık alışverişi ve yemekleri ben yaparım
Ortalığı düzenler, yıkar, silerim
Yeri gelir makinada dikiş de dikerim
Çalışmak beni korkutmaz
Biraz dekoratör, biraz da stilistim ben
Ama asıl mesleğim gecedir
Travesti olarak yaptığım..
Çok özel bir numaram var
Striptizden sonra çırılçıplak biten
Ve salonda görürüm ki
Erkekler gözlerine inanamaz
Ben bir homoyum, dedikleri gibi
Sabahın üçüne doğru yemeğe gideriz
Her cinsten arkadaşlarla rasgele bir bara
Ve orada hiç kompleks duymaksızın
Neşeye veririz yüreklerimizi
Boşaltıveririz gerçekleri
Burnumuzun dibindeki insanların üstüne
Taşlarız onları
Ama bunu,
Kinayelerle kaplanmış ve asitle ıslanmış
Bir mizahla yaparız.
Gerizekalılarla karşılaşırız
Masalarındakileri eğlendirmek için
Yürüyüp kırıtan, güya bizi taklit edip
Komik şekilde açılıp saçılan zavallı deliler
Onların el kol hareketleri ve laf atmaları
Divaları ve tenorları aptal yerine koyar
Ama bu taklit ve kelime oyunları
Beni buz gibi yapar
Çünkü doğrudur:
Ben bir homoyum, dedikleri gibi
Yeni bir günün doğduğu saatte eve dönerim,
Yalnızlıktan payımı almaya
Kirpiklerimi ve saçımı çıkarırım
Bezgin ve üzgün, zavallı bir palyaço gibi
Yatarım ama uyku tutmaz
Neşesiz ve içi boş aşklarımı düşünürüm
Bir Tanrı gibi güzel o oğlanı
Hiçbir şey yapmadan hafızamı ateşe veren
Ağzım asla cüret etmeyecek
Tatlı sırrımı, şefkatli dramımı
Ona itiraf etmeye
Çünkü bütün ızdırabımın kaynağı
Kadınların yataklarında geçiriyor
En parlak zamanlarını..
Aslında hiçbir şeyin hakkı yok
Beni ayıplamaya ve yargılamaya
Ve diyorum ki
Tabii ki doğadır tek sorumlusu
Eğer ben bir homoysam, dedikleri gibi... |
|