KAHIR MEKTUBU

"Je vous parle d'un temps que les moins des vingt ans ne peuvent pas connaitre..."
Charles Aznavour - La Boheme


Zeki Müren bir fenomendir. Bu satırların yazarı, onun ölüm haberini aldığında içten içe ağlamıştı.

O, şu an artık varolmayan bir Türkiye'nin sesiydi... Ucundan kenarından da olsa, sonuna benim de yetişebildiğim bir Türkiye'nin.. Bugün video ve ses teknolojileri sayesinde hala onun filmlerini izleyebiliyor ve şarkılarını dinleyebiliyoruz belki ama.... o şarkıların ve filmlerin hayat bulduğu, anlattığı ve hitap ettiği Türkiye artık yok..

Zeki Müren'in kariyeri de çeşitli evrelerden geçti. Yükseldiği ve çok sevildiği zamanlar olduğu gibi, rağbetten düştüğü ve sağlığını kaybettiği için insanlardan kaçtığı ve kendini unutturmak istediği zamanlar da oldu. Ama düşünüyorum da; elinde mikrofonu, ödül alırken, dimdik ayakta ve alkışların sesi henüz dinmemişken öldü. Bu, aslında bütün sanatçıların kendileri için dilediği bir ölüm şekli. (Tam burada, Dalida'nın 'Je veux mourir sur scene' şarkısı aklıma geldi bak!)

Geçenlerde televizyonda bir klip izliyorum... Nalan isimli bir şarkıcı tam Tarkan'ın "kaçacak yer ararım, görsem karanlıkta" dediği bir tipi ve makyajı vardı) "Lanet Olsun" diye höykürüyor. Önünde de geniş bir dinleyici topluluğu neşeyle bağırıp çağırıp dans ediyordu. Bu katliama kurban giden şarkının adı aslında 'Akşam Olur Gizli Gizli Ağlarım' idi: Zeki Müren'in son dönemlerinde seslendirdiği, sözleri ve müziği Suat Sayın'a ait bir şarkıydı.. Sadece son kuplesinde bir kere 'Lanet olsun sana ey zalim felek' dendiği için şarkının adını böyle değiştirmişler. Çirkin bir kadının bet sesinden 'eğlencelik' bir şeymiş gibi sunuyorlar.

Bizim şarkılarımızı rahat bırakın yahu! Gençlik günlerimizin gözyaşlarına ve hüzünlerine eşlik etmiş şarkıların ırzına geçmeyin! Artık kaybolmuş masum bir zamana ait anılarımızı ve duygularımızı, şimdiki ecstasy müptelası zibidilerin hoplayıp zıplama malzemesi yapmayın!

* * *

İşte size eski günlerden bir anı: Zeki Müren'in Kahır Mektubu adlı albümü. 1980 tarihinde çıkmıştı.

Albümün kapağında, masa başında Zeki Müren'i elinde kalemle 'kahır mektubunu' yazarken görüyorsunuz. Gerçi önündeki bir defter değil, fotoğraf albümüne benziyor. Kadeh biçimli şamdanları biraz komik mi buldunuz?. Masanın üstündeki telefon da ilk bakışta biraz gereksiz duruyor olabilir ama, Zeki Müren'in uzaktaki sevgilisinden her an haber beklediğini unutmayın.
(Şimdi bu dekor bize komik geliyor belki de, ama o zamanların estetik anlayışından izler taşıyor)

Plağın birinci yüzünde, albüme adını veren şarkı Kahır Mektubu tam 26 dakika sürer. Aslında, birbirlerine çok ustaca eklemlenmiş yedi (final bölümünü ayrı sayarsanız sekiz) değişik şarkı gibi de düşünebilirsiniz, ama bu parçaların birbirlerine geçişleri ve aynı nakaratta buluşmaları muhteşem bir Türk müziği senfonisidir.

Şarkının bestesi Muzaffer Özpınar'a aittir. Şarkının sözlerini Muzaffer Özpınar, Ahmet Selçuk İlkan, İlham Behlül Pektaş ve Zeki Müren yazdılar. Çok zengin ve eşsiz güzellikte bir şiir ustalığı sergilediler.

Bu şaheseri, hakkını vererek okuyabilecek tek kişi vardı ve zaten o okudu:
Zeki Müren!


Bu albümün CD versiyonu için TIK'layın

Arkasında ise Boğaziçi Musiki Derneği korosu vokal yaptı.

Yandaki resim ise albümün arka kapağından: Muzaffer Özpınar ile Zeki Müren birlikte.

Muzaffer Özpınar'ın 1970 model saç kesimine (o zamanlar için bile demodeydi sanırım) ve fırfırlı gömleğine dikkat. Ellerini saygıyla önünde kavuşturmuş, Zeki Müren ise onu sağ koluyla belinden sıkıca sarmış... Zeki Müren'in cinsel tercihlerine gönderme yapan muzip bir poz olduğunu düşünebilirsiniz belki, ama ben bu resimde o zamanlar gerçekten varolan, bugünse artık bize masal gibi gelen türden 'saf ama sıkı bir dostluğun' yansıtıldığını düşünüyorum.

* * *

Şarkı, Zeki Müren'in bir meyhanede, ayrılışlarının yıldönümünde sevgilisine yazdığı bir mektuptur. Bu mektupta, sevgilisinin bir gün geri geleceğine inanarak, derin acılar içinde umudunu nasıl canlı tutmaya çalıştığını anlatır.

Şarkının sözlerinin tamamı için BURAYI CLICK'LEYİNİZ.

Be kardeşim, bu ne güzel sestir? Ve Türkçe bu kadar mı güzel seslendirilir? Türkçe'nin ve Türk müziğinin bu kadar ustaca ve bu kadar estetik bir bütünlük içinde ortaya konup harmanlandığı bir başka eser bilmiyorum. 26 dakikalık şarkıda bir tane bile prozodi veya vurgu hatası yoktur.. Şarkının neredeyse tamamı ezberimdedir, ve hala olmadık yer ve zamanlarda kendimi bu şarkıyı mırıldanırken buluyorum.

Albümün B yüzünde de dört şarkı vardır. Bu şarkıların üçünde ayrılık ve özlem teması işlenirken, sonuncu şarkı 'Dünya Yansa Yorganım Yok İçinde' , hayatla hesaplaşmasını bitirmiş ve bu hesaplaşmadan karlı çıkmış, yaşadıklarından pişmanlık duymayan bir kişinin ruh haletini işler. (Edith Piaf'ın 'Non, je ne regrette rien' şarkısındaki gibi)

Bir de, B yüzünün ikinci şarkısı 'İçimdeki Büyük Aşkı' adlı şarkıda geçen bir kısımda:

" Birbirini kovalayan aylar gibi, yıllar gibi hep ayrıyız
Birleşiyor görünsek de raylar gibi, yollar gibi hep ayrıyız..."

denir ki; 'aylar ve yıllar' kelime grubuyla 'raylar ve yollar' kelime grubunun yaptığı ses uyumuna ve aynı zamanda birincisinde 'dairesel devinim' ikincisinde ise 'perspektif yanılsaması' nedeniyle, sanki sona eriyormuş gibi görünen ama sürekli devam edecek ayrılığın, sevenler arasındaki ayrılığı anlatan bir mecaz olarak kullanılmasındaki dil, mantık ve şiir ustalığına dikkatinizi çekerim.


Bu albümün CD versiyonu için TIK'layın

Ve Kahır Mektubu şarkısında Zeki Müren'e vokalleriyle eşlik eden Boğaziçi Musiki Derneği korosunun resmi.

Kadınların giydiği, büyük çiçek desenli bir kumaştan yapılmış tek tip elbisesi şimdi bize ne kadar komik görünüyor değil mi? Erkeklerin saçları, duruşları ve bakışlarındaki naifliğe ne demeli peki?

Bu resimdeki insanlar şimdi kimbilir neredeler ve ne yapıyorlar?

* * *

Ne o? Fazla nostaljik ve ağır mı buldunuz? Biraz içiniz bayıldı veya sıkıldıysanız, telaşlanmayın! Birazdan geçer.

Girişi Charles Aznavour'la yapmıştık, finali de öyle yapalım bari:

"C'est doux de revenir au source du passé..."
Charles Aznavour - Non Je n'ai rien oublié


Alper EĞMİR - 3 ŞUBAT 2003, Pazartesi
1